30 Mayıs 2010 Pazar

küçük şeyler

Küçük şeyler ne kadar güzel huzur veriyor!

Bahçemizdeki sebzeleri sulamaya giderken, bahçede beslediğim 5 kuş türünden bir tanesi olan kuzgunun neredeyse omuzuma konacak kadar bana yakın uçması.bahçeyi sularken benden 10 adım ötede durup adeta beni kollarcasına yüzüme bakması.Kendimi The Crow filmindeki Sarah gibi hissetmemi sağlayıp bana tuhaf bir huzur vermesi.
Popüler kitaplara olan sinsi gıcıklığımı altüst eden Murathan Mungan'ın "Yüksek Ökçeleri"ni salıncakta sallanıp okurken saçlarımın arasından esen tatlı rüzgarın beni yavaş yavaş mayıştırması ve ipodumda çalan ninni tonundaki Massive Attack tınılarında daha önce dikkatimi çekmeyen sözleri keşfedişim...The cool breeze that you welcome in the heat
You don't see it but you feel it when it's blowing on the street...Canım sıkkınken veya zihnimdeki bir şeye bir cevap ararken bütün evrenin işbirliği yapıyormuşçasına bana işaretler yollaması.Oturduğum bir cafede gözüme çarpan ilk gazetedeki ilk cümlenin,karşıma çıkan ilk insanın veya dinlediğim müziğin bana gülümseyen bir fısıltıyla aradığım cevabı verip sessizce ortadan kaybolması.Smoothie makinamda ilk buzlu kahve denememin ortaya beni kafein komasına sokacak kadar sert bir kahve ile sonuçlanması.Bunu hiç umursamayıp lıkır lıkır içerken çok daha konsantre klavye çalabildiğimi görüp,kahvenin üzerimdeki başdöndürücü etkisini bir kez daha fark edip,keyifle gülümseyişim.
Bir süredir üzerinde çalıştığım tualimi kısa bir süre önce bitirdikten sonra,güzel iş çıkardım dedirtmesi,onu çok sevdiğim birine hediye edişim,gözlerinde gördüğüm içtenlikle dolu teşekkür bakışı ve odasına astığı eserimin bir anda bütün odanın havasını değiştirdiğini söylediğinde hissettiğim o naif mutluluk...Can dostum Rocky'nin kuaförden geldikten sonra misler gibi kokması,ona sarılıp tüylerini okşarken başını göğsüme dayayıp huzurla soluması...

ve küçük şeyleri fark edebildiğimi görüp bir kez daha bunun için mutlu olmak bugün bana öylesine huzur veriyor ki...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Micmacs à tire-larigot



Ne zamandır bir Jean Pierre Jeunet fanı olarak,Jeunet'nin yeni filmini bekliyordum. Tadına ne kadar izlesem de doyamadığım Amelie gibi bir yapıtın ister istemez bir benzerini yaratabileceğine inanmak istiyorum hep.Fragmanını ilk izlediğimde, Micmacs à tire larigot, renkleri ,sürrealist karakterleri ve naif detayları ile bir Jeunet klasiği olacağını muştulamıştı.Filmi izlerken yüksek beklentimden olsa gerek hep daha fazlasını görmeyi hayal ettim. Renkler, karakterler ve mizah yine muhteşemdi.Dominique Pinon ve Yolande Moreau gibi Jeunet'nin favori oyuncuları yine bu filmde.Peki filmin konusu belki daha mizansen olabilir miydi? Bence olsa daha iyi olurdu.Uluslararası silah üreticilerine karşı savasan, kafasında kurşunla gezinen adamdan, gördüğü ve duyduğu her şeyi ölçebilen hesap makinası kızdan,buzdolabının içinde kıvrılarak uyuyabilecek kadar esnek kadından,2 çocuğunu labirentte kaybeden bir anneye kadar yine enteresan tiplemeler var.Ben yine de Jeunet'den daha fantastik bir senaryo bekliyordum. Bu garip karakterlerle daha fantastik bir konu üzerine inşa edilmiş bir film bence bir başka başyapıt olabilirdi.İzleyin ve görün derim.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

çikolatamı da kendim yaparım


Geçtiğimiz aylarda chefs istanbul'da katıldığım çikolata kursunda leziz çikolatalar yapmayı öğrendim.Bir çikolatakolik olarak ev yapımı çikolata yapmanın ne kadar keyifli olduğunu ne kadar anlatsam boş,yaşamak gerekir. Mustafa Kara'nın eğitmenliğini yaptığı kursta çikolata yapmanın bütün inceliklerini sadece 3 saatte öğrenirken kursta yaptığınız truffle ve pralin çikolataları eve götürüp bu muhteşem tatları paylaşma şansınız da var.Çikolatanın genel püf noktalarını öğrendikten sonra iş hayal gücünüze kalıyor.Mesela çikolata kaplamalı çilekler ve ahududulu pralin denedim,harika sonuçlar verdi.Daha sonra kendime inanılmaz eğlenceli kalıplar alıp yeni çikolatalar deneme şansım oldu.Hepsi missss gibi kokuyordu...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Tiyatro Festivali Başlıyor

Her zaman heyecanla beklediğim İKSV festivallerinden Tiyatro Festivali burnumuzun ucunda. 10 Mayıs-10 Haziran 2010 tarihlerinde gercekleşecek olan festival kapsamında Elektra, Troyalı Kadınlar,Phaedra'nın aşkı ve Dava gibi bir çok inanılmaz oyun var. 2010 Turkiye Japon yılı dolayısıyla bazı Japon oyunları da izlenebiliyor. Mesela Yoroboshi ve Bahar ayini.

Bu arada Türkiye Japon yılı etkinliklerinden izleme fırsatı bulduğum “Taketori Monogatari – Prenses Kaguya'nın Hikâyesi”isimli muhteşem oyundan sonra uzakdoğu sineması gibi uzakdoğu tiyatrosunun da oldukça parlak olduğunu deneyimleme şansım oldu.


İSTANBUL'da yaşıyor olmak büyük bir ayrıcalık,bu nimetlerden faydalanmak ta bizlere düşüyor.


4 Mayıs 2010 Salı

şimdi de joke circus






Retro,avantgarde,ithişam,popart ve çılgın konseptleri bir arada yaşatmayı başarabilen Çapamarka grubu Joke College dan sonra şimdi de Joke Circus ile karşımızda.Kapısının girişinde 300 kiloluk bir aslan ve kapıdan geçer geçmez neon ışıklandırmalarla aydınlanan mekanda yok yok.Kabare masası,minyatür arabalar,tavşanlar,geyik kafası giydirilmiş kadınlar ve strip pole kadar bir cok çılgın detay var.Her köşede ayrı bir renk ve farklı bir konsept var.Bir an kendinizi Alice in Wonderland veya Moulin Rouge setinde gibi hissedebilirsiniz.Belki de Andy Warhol "bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak" derken böyle bir mekandan bahsediyor olmalıydı.Okyanus balığımız skull candy kulaklıklarla geliyor ve kulaklıkları takıp okyanus sesleriyle yemeğinizi tadıyorsunuz.Bu sırada interaktif bir kabarenin bir parçası olabilir veya sahnedeki şovları izleyebilirsiniz.Mönüde Çin ve İtalyan mutfağı ağırlıklı çalışılmış.Chitalian mutfağı da denebilir:) 35 çeşit kokteyl var.Hepsi şeker mi şeker.Lolipoplu,pamuk şekerli ve çikolatalı içkiler!İçkiyi fazla kaçırırsanız kapıda 1968 model bir vosvos sizi eve götürmek için hazır bekliyOR.
Bu sürrealist mekanı bütün sirkruhlu insanlar bir kez görmeli derim.
Taşkışla cad.Maçka Demokrasi Parkı No:13 Hilton Oteli Arkası Harbiye








1 Mayıs 2010 Cumartesi

yeni oyuncaklarım

İlk önce All Angels Gone'dan çok özel bir parça olan Stephen H. sonra da Moonlight Sonata ve Corpse Bride'daki Piano Dueti çalabilmek için bir hayli çabalıyorum.Parmaklarım uyuşana kadar pratik yapmak inanılmaz eğlenceli.Gün içinde fırsat buldukça bakıyorum güzel oyuncaklarıma.Sound module'deki onlarca enstruman seçeneğini tek tek deneyip aynı parcaları bir dolu değişik enstrümanla deniyorum,oldukça deneysel bir keyif veriyor.Bir an evvel şu 3 parçayı kusursuz çalmak için daha kimbilir ne kadar çalışacağım...Herşeye değer diyorum.Amacıma ulaşınca kendime bir adet Behringer kulaklık hediye edeceğim:)