17 Şubat 2013 Pazar

DJANGO






Tarantino yapınca kan görmüyosun.Kanın hangi duygularla aktığını hissediyorsun.Bence öyle.
Bu mizah çok az yönetmende var.

14 Şubat 2013 Perşembe

al şu çikolatayı önümden



Bugün aldığım tuhaf telefon:
Kızım babana benim adıma bir gül yolla da utansın.
Tamam anne,dersteyim.Sonra.Tamam mı?

13 Şubat 2013 Çarşamba

genişleyen evrene sığmayan ruh'un sesi



“Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.„(Zariyat Suresi, 47)

"At the end of thousand years Egg was divided in two by Vayu." Vayu Purana 24.73


"From that golden egg earth and heaven were made." Manusmriti 1.13
genişliyoruz

12 Şubat 2013 Salı

rüya

Her gün kendime yeni bir uğraş bulmayı diledim bugün.Tıpkı daha önce çok kereler dilediğim gibi.Yatar pozisyonda izlenmeye çalışılan filmlerin hep yarım kaldığı ve düşlerin perdesini indirdiği uykularda dönülen salyangoz düşlerle geçen zamandır Şubat. "o ne uzun entarili bir şubattı öyle.Marta bağlanması bile sancılıydı..." yazmışım defterime.Tarih mayısın 27si. 2012.yıl. Susumu Yokota: Tobiume bitti.Şimdi ne dinlesem? Mediæval Bæbes? Neden olmasın... Rüyamda doğduğum evdeydim.Pembe badanalı yeşil panjurlu.Koskocaman bir veranda vardı.Veranda camla kaplanmış.Tam ortasında bir klozet.Üzerinde oturuyorum.Beni izlemeye çalışan bir adam.Yüzüne bej rengi perdeleri kapatıyorum.Hafif bir esinti.Yaz sonu olmalı. Sonra bahçedeyim.Sümbüller.Mosmor misler gibi kokan sümbüllerin içindeyim. Bir ses konuşuyor benimle.Sümbül ağaçlarının olduğu yerlerde ağaçlar daha büyük olur diyor.Sümbüllerin polenleri birbirine karıştıkça daha da gürleşirmiş ağaçlar.Göğe bakıyorum.Mor sümbüllere karışmış berrak masmavi bir gök."Ne kadar güzel bir gün" diyorum içimden. Sonra Serra Yılmazla oturuyorum.Ziyaretime gelmiş.İnce porselenden fincanlarla kahvemizi içiyoruz.Sohbet ediyoruz. Gonca'yı merak ediyorum diyorum(vuslateri). Gonca çok iyi kızdır görüşmeniz lazım çok fazla ortak noktanız var diyor.Masada yazdığım şiirler var.Serra gülümseyerek ayağa kalkıyor.Yanaklarımı sıkıyor. Az sonra bambaşka bir mekandayım. Retro döşenmiş bir cafe. Mobilyalar, eski radyolar,ahşap masalar...Gonca geliyor.Üç tane siyah gözlüğü var.Masaya bırakıyor.Şiirler okuyor,sanki ben düşünmüşüm o yazmış... Uyanıyorum.David Darling ve Bjornstad'dan wakening'i dinlerken yatağımda günlük egzersizlerimi yapıyorum.Gök pembeleşmiş.Sabahın ilk pembesi.Baharın gelişini ilk kez hissettiren bir pembelik.Çok erkenci. Kontağı çevirirken sıcaklık 3.5 derece. Radyo Eksen'de akşamın cnbc-e önerilerini dinleyerek okula geliyorum. Herkes çok sessiz. Paylaşılan tek şey şekersiz Türk kahvesi ve kakaolu fıstık...Biraz gülümseme.Biraz renk.Azıcık gürültü.

5 Şubat 2013 Salı

yamas!

-What is the biggest difference between greeks and Turks?Tell me. -Well,the only moment that i feel you are Greek is the moment you speak in Greek.This is the only difference.Language. -Haydi Yamas! How do you say "yamas" in Turkish? -Şerefe! -HAYDİ ŞEREFE! yunan sahasında giderek yükselen uçağın içindeyken G. ile olan bu konuşmam geldi aklıma.Sonra sırasıyla aklıma gelenlerden ise mini bir tarih kitabı,35 mm lik yüzlerce film rulosu,günlerce süren bir dost sohbeti,uzun metrajlı arka arkaya izlenen bir kaç film ve her noktasına aşkla kaplanabilen bir yüreğin anatomisi üzerine onlarca tez yazabilirdim. Siz buzuki dinlerken ağlamanın,uzo içerken coşmanın,televizyonu izlerken Yunan ve Türk ilişkilerinde en ufak bir pürüz olunca kalbinizin sıkışmasının ama sevdiğiniz insanın size saga po para poli dediğindeki kalp ısınmasının ne demek olduğunu nasıl bilebilirsiniz? Size bunu nasıl anlatabilirim ki? bavulumda gül fidanları,misler gibi kokan limonlar ve mandalinalarla geldim.Bahçeyi ilmik ilmik işleyen,balıkları her noktası pişene kadar üşenmeden pişiren,anlaşamasak ta gözümün içine hiç bir dilde anlatılamayacak kadar içten bir sevgiyle bakan ve sürekli yanında oturayım diye omzumdan tutan sevgili babanın gül fidanları,limonları ve mandalinalarıyla...O rüzgarlı Ege bahçesine gelmek için saatleri sayan ve o bahçeye girdiğinde zamanı unutup mahsullerini sevgiyle koklayan sevgili baban...Şöminemizi yakmak için kilometrelerce yol gelen,şöminemizi yaktıktan sonra bir kahvemizi içmeye bile çekinip arabasına binip giden sevgili baban... O güzel insanlar... Aynı masada oturup yemeğini ve sohbetini hiç çekinmeden paylaşan yüreği geniş dostların,ailen... Sen nasıl güzelsin sevgilim...Rembetiko müzikleri dinlerken gözleri dolan,o dostlar gecesinde benim için kollarını açarak dans eden sen... Vatanını,dilini,insanlarını,bahçeni ve alışkanlıklarını benim için feda etmeye hazır olan sen...Ne kadar güzel seviyorsun sen beni...Ne kadar canımsın sen... Tanrı bizi korusun.Yolumuz aydınlıklarla dolsun.Bunu hak edenlerdeniz biz de...