23 Kasım 2013 Cumartesi

5 Kasım 2013 Salı

mavi güneşin ninnisi

kalabalığın içinde eski zamanların bir kraliyet filminde kralın falına bakmaya gelen bir şaman gibi yürüyordu. Kafasından yerli yersiz çıkan siyah saçlar geniş alnına gelişi güzel yayılmıştı. Gözleri küçük,siyah ve yusyuvarlaktı. bakışları yaşından gençti. yüzyıllar önce yaşamış bir kabilenin gökyüzü haritasını andıran kirli sarı deri bir yelek giymişti. O ağır koku deri yelekten mi geliyordu yoksa az evvel beni kucaklarken üzerime sinen yoğun tütün kokusu muydu bilemedim ama o hiç gözlerini ayırmadan bana bakıyordu. Ah benim mavi güneşim mi gelmiş buralara? diyerek beni kucaklarken aslında onunla hiç böyle bir tanışma hayal etmediğimi düşünüyordum. Evet günlerce yazışmıştık onla. Aslında sahip olduğumuz tek şeyin hatırlama yetimiz olduğunu söylemiştim. O da bana hatırladıklarımı sormuştu...Rüya seansları bundan sonra başladı. rüyaları hatırlamak için baldan uykusunu yanan gözlere bırakmakta hiç sakınca görmeyip her sabah sevdiklerimin rüyalarını anlattıran bana ilk defa biri rüyalarımı sormuştu. Dahası "3 tane rüyanı bana yaz, sonra sana bir rüya paketi hazırlayacağım" demişti...İşte onunla böyle tanıştık... İlk selamım, in lak ech idi. Ben neysem sen de o'sun, sen neysen o benim. O biliyordu bunu. Hiç kelimelere girmeden Kızılderili ninnileri ve yazdığı masalları yolladı her gece. "Şimdi sevdiğin bir mumu yak ve bunu dinle" uyandığında rüyanı bana yaz deyip tatlı düşlere emanet etti beni gecelerce... İsmimi mavi güneş koydu, onun için benim ruhum maviydi, cevaplarının anahtarı ve gününün üstüne örttüğü mavi bir ilhamdım onun için. Benim içinse,birbirine akışan iki zihne verilebilecek en büyük ceza bedenlerin birbirini görmesiydi.Bunu beni görmek istediği gün tek ve net bir cümle ile söyledim ve o da sevgiyle bana hak verdi. Bir gece çok korkmuştum.- korkuyorum bazen bu aralar evet- Giriş yapmadan konuştum...Soru sorma, sadece kurtar beni bu sanrıdan dedim. Bir başka masal anlattı bana. Zan ormanlarında kaybolan bir çocuğun masalı...ZAN'larından kurtul dedi ve üstümü bir başka masalla örterek gece boyu ruhumun başında bekledi. Uyandığımı duymuştu. Çok kereler duydu. Kalabalığın ortasında beni görünce sımsıkı kucakladı. Ah benim mavi güneşim,ah benim mavi güneşim sen mi geldin diyerek...Kişisel mesafe tutma alışkanlığım bu ani yakınlaşmadan tedirgin olmuştu. Elimden tutup beni çekmesine izin vermedim. Yazdığı kitapların standına götürdü beni.Coşkuyla elime kitaplarını veriştirdi. Bunu da al bunu da al diyerek. İmzası iç değişmiyordu. Sevgili E'ye... önce,sonra ve şimdi için hep merhaba... S.T Gözlerime baktı. " kitabını ben basmak istiyorum Küçük Hanım, eğer bana izin verirsen tabi" diyerek gülümsedi. "olamaz mı? olabilir" dedim içimden. Aldığım onlarca kitapla 10.salondan çıkarken aklımda yepyeni kurgular ve kulaklarımda hiç durmadan bana ninni söyleyen Kızılderililer vardı.