23 Aralık 2013 Pazartesi

uçmak istersem



rüyalarımdan çık artık.
senin gezegeninde kraterlerin bile üstü plastik korumalarla çevrili.

12 Aralık 2013 Perşembe

Yaşam Bölüm 1 Kapanış

kuzey yarımkürenin en çok üşüdüğü günlerdeyiz. Mevsimlerim değişti. En çok sonbaharı severken şimdi de kışı sever oldum. Küçücüktüm, 7 yaşında, ilkokul müsameresi, okumayı öğrenmenin o sevinci, sonbahardım ben.Kendi dünyasında mutlu bir çocuk.Başımda kahverengi,sarı yapraklardan bir taç- Perinur teyze yapmıştı, balerindi, sonraları çok şişmanladı,tek parça ve siyah bol elbiseler giyerdi,ufak tefek ve kederli bir kadın- annemin çocukluğundan kalma sapsarı bir elbise giyinmiştim. üzerinde boncuklar. Gözlerime neden mavi far sürmüştü annem? Kristal gibi kırılgan bileğime elbiseme uysun diye o sarı mika bileziği takmıştı. Mikrofonu ağzıma dayamıştım. "Kafanı kaldır kafanı kaldır" diye el kol işaretleri yapan okul müdürünün üzerimde yarattığı stresle mikrofonu daha da ağzıma götürmüş,belki de ilk kez birine o kadar öfkelenmiştim.ve şiir hala aklımda, hiç izi silinmeyecek bir diz yarası gibi,aklımdan gitmeyen bir loop.
Ağaçların yaprakları
Yavaş yavaş sararıyor,
Sonbaharın rüzgarıyla yere düşüp kararıyor,
Zümrüt gibi o yemyeşil çayır çimen leke leke
Gün geçtikçe biraz daha boyanıyor sarı renge
Bahçelerin dallarında yuva yapan bütün kuşlar,
Şimdi artık yağmurlardan korunacak yer ararlar
Ey sonbahar sen gelince leylekler de gitti artık
Sıcak ülkelere doğru kırlangıçlar yol aldılar
EY SONBAHAR, EY SONBAHAR
Sende bir güzellik var...
Bu şiiri kendi çocuğuma okuyacağım bir gün belki de...

Alkışlamışlardı. Alkışlar bitene kadar gözlerimi odakladığım o gri halıfleksten gözlerimi ayırmamıştım. Çok şey değişmiş. Artık öfkelendiğim insanların gözlerinin içine içine,bakışlarım zihinlerine işleyene kadar bakabiliyorum. Göz kırpmadan meydan okuyorum. Seri konuşuyorum. Okuduğum yüzlerce kitabın ruhları zihnimde fırdolayı dönüyor ve bana minnet borçlarını ödemek istercesine usta cümleler söyletiyorlar bana. Kitaplar...Kapakların içine gizlenmiş eşsiz dost ruhlar..
Son zamanlarda gün ışığı bitmeye yakın bir zamanda oturuyorum pencerenin kenarına. Gözlerim acıyıp harfleri birer leke olarak görene dek okuyorum. İçime çeke çeke,ruhumla kelimeleri emerek okuyorum. Ne kadar da açım ben hep. Hayata...Bilmeye...Arvo Part,Olafur Arnalds, Philip Glass,Jonsi&Alex,Max Richter...Yine dinlemeye doyamıyorum.
Yaşamımın önemli bir bölümünün kapanışını okumaya kıyamadığım kitaplar gibi yazıyorum aslında...Kendi kuracağım düzene hazırlanıyorum. Sevdiğim her şeyin ve herkesin kıymetini ta içimde duyumsayarak...Canlarımı,yaşadığım bu kenti,evimi,dostlarımı,sokakları,dilimi ve anılarımı bırakarak...
Bugün küçük bir öğrencimin dediği gibi...
                       "Çok kalmışsınız buralarda"
GİTMEK 
                           Bu vadideki karanlığı 
                        ve büyük soğuğu düşün 
                                              B. Brecht 
Gitmek. Bir hançeri inceltip 
Okyanusa daldırmak isteği 
Ya da düşebilmek atlasların 
Dışına ki ey kalbim 
Yalnızsın bu yolculukta da 
Gitmek. O kaos duygusu, aklın 
Sarsıntılarla yorgun düşüşü 
Bilincin kamaşması belki de. 
Rehin bırakılacak bir şey yok 
Unuttuklarından başka. 
Gitmek. Bir büyü gibi saran 
Ağrılar yumağı, kışkırtılmış 
Düşlerdir ki sen şimdi 
Esirgeme kendini kalbim 
Kederin o derin yalnızlığından 
  
                        Ahmet TELLİ

Gitmenin en hazinli şiirini yazdığını biliyor mudur acaba Ahmet Telli?

Benim gidişlerim hediye paketlerine sarılı oysa ki, benim gidişim beyaz tüllerin içinde rengarenk kurulan hayallere uçmak. 
Benim gidişim kitaplarımı,anılarımı da yanıma alarak eş ruha kavuşmak.
Benim gidişim arkamda bıraktığım canlarımı kalbime ekerek gitmek.
Benim gidişim hep döneceğim kentimi kısa sürelerle sizlere bırakmak olacak aslında...

1 Aralık 2013 Pazar

mikser

Aralığın ilk günüydü. Aralık kalmış kapısından dışarı bakarak başladı günü. Yılın ilk karının kışın ilk gününe denk gelmesi sihirli bir durumdu. Üşüyen ayaklarına aldırmadan ceviz rengi parkelerin üzerinde yürüyerek banyoya geçti.Aynada kendine baktı. Bal rengi gözlerine, altın sarısı saçlarına baktı. solgun benzinde çizilmiş iki minik yelkenliyi andıran şekilli ince dudaklarına baktı.En son öpüştüğü günün tarihini anımsayana kadar aynadan kendine boş boş bakmaya devam etti. 20 Ekim dedi. Bu bilgiyi anımsamak için neden hafızasını bu denli zorladığını sorguladı,seviyordu zihnindeki kayıtları,yeni okuduğu bir cümle geldi aklına, kimisi hatırlanmak için yaşar kimisi de unutulmak için ölür. Hatırlanan mıydı yoksa unutulan mı? Seçimleri ne kadar belirleyiciydi? Herkesin biriciği olmak mıydı varoluş? Yoksa kendine seçtikleriyle kurduğu o ruhsal yalıtımı olan küçük krallığı mıydı önemsediği? Ağzında yuvarladığı listerine'i içinde deniz kabukları olan lavaboya tükürdü. Patronunun suratına da böyle tükürse ne olurdu acaba? Bu hafta ne kadar yoğun geçmişti. Toplantılar, insanlar, kendini anlatmalar, dedikodular...Konuşmamak ne kadar güzel bir şeydi bazen. Sessizlik detoksu. Çıplak ayak gezmeyi seviyordu. Dışarıdaki kar sessizliğini yırtan karga sesini duymak için penceresini açtı. Karşı evin balkonunda elinde dumanı tüten içeceği-kahve?- üzerinde çimen yeşili hırkasıyla duran komşusunu görünce huzursuzlandı. Odaklanmak isteği şiirsel bir anı bozan çimen yeşili bir kusur gibiydi. Pencereyi kapattı. Pikabın yanına gitti. Joan Baez dinliyordu günlerdir. Neden pikap dinliyorsun? diye soran o aptal kadını düşündü. Dudakları ve burnunun arasındaki mesafenin fazlalığı dikkatini çekmişti. Sütlü kahve içerken köpüğü kim bilir ne kadar uzun süre kalabilirdi o aralıkta. Sahi aralık ayında ne yapardı o kadın? Sıcak iklimleri özler miydi? "sesleri daha iyi duyabilmek için, teknolojinin sesin arasına bir sümük gibi yapışmasından hoşlanmadığım için " demişti.Kadın anlamak için çaba göstermiyordu. Kırmızı ojeli tırnaklarına bakıp manikür zamanını hesaplıyordu kafasında,sorduğu sorunun cevabını dinlemeye bile vakti yoktu. Seslerin çıtırdayarak pikap iğnesinin sivri dokunuşundan geçişlerini dinledi bir süre."La Llorona" bu şarkı onu 12 sene evvele götürmüştü, bir mayıs öğleden sonrası,güneşli otobanlarda yapılan kısa süreli bir yolculukta dinlemişti ilk kez bu şarkıyı. Uzaklardaki sevgilisini düşünmüş ve kalbinin heyecanını yitirdiğini anlayıp sesi daha da açmıştı. sesi açtıkça susar sandığı kalbi daha da yüksek sesle bağırmıştı ona. "YETER ARTIK" vadesi dolmuş aşklarla tozlanmış kalbindeki koleksiyonu düşündü. Geçmiş onu mutlu etmiyordu. Kendini ıssızlaştırmaya çalıştığı odasının kapısı aniden açıldığında aklındakilerin okunmasından korkarak panikledi. "Kahve yaptım sevgilim haydi gel" diyen sesi takip etti. Karşılıklı kahvelerini içerken aklında bir gece önce gördüğü rüyası vardı. Göl kenarında ahşap bir bank ve yağan karın sessizliğini yırtan bir karga sesi.