27 Aralık 2015 Pazar

28-1=27

Tesadüfmüş gibi davran. Gökyüzüne bakarken göz bebeklerinin üstünü örtme. Acıyana kadar. Belki yağmur yağar.
" Benim için yapacağın en uç şey ne?"
" Ölürüm senin için."
" Ölme. Yanımda kal ama yaşat beni de."
Baktı bana. Gözlerinden okyanusları içtim yine.

Sevgili M.
Ne çok isterdin annenin seni sevmesini? Elinden gitmene izin vermemesini..."Sen gitmedin. Annen seni bıraktı"deyiverdim ya birden dün gece...Sözcüklerim bazen çok yaralıyor karşımdakini. Buna engel olmayı öğrenemedim.Ya hep pamuklara sardım sözcüklerimi ya da pamuğun toplandığı dikenlerle donattım. Ya onardım ya kanattım. Affet beni M.

Sıra sana gelecek diye merakla bekliyorsun. Elimdeki viski kadehini yazdıklarımın üstüne döküp ateşle tutuşturdum. Mavi ateşi izledim. Tıpkı Numenx'in gülüşü gibi çarpıktı gülüşüm. Gezdiğim ülkeleri düşündüm. Gülüşün kahkahaya sonra da haykırmaya dönüştüğü o an gelecek sandım. Gelmedi. "Gel" dedim. "Kapıyı dünyanın üzerine kapatıp kaçalım buradan "dedim. Yalancıları, psikopatları, borçlarını ödemeyenleri, bencilleri, sadece alan ve almadığında tüm bağlarını kesenleri, istemediğinde birden ortaya çıkanları, insanları kazıklayanları, sevdiklerimizi üzenleri, savaştıranları ve kara delikleri dünyaya kilitleyip kaçalım buradan"dedim. "Olur" dedi.

Gözlerinden okyanusları içtim yine.

Sevgili Kimse.
En güzeli sana yazmak. Tanıdığımı sandığım herkesin vadesi doldu. Kelime sarfetmekten yoruldum.

Sevgili Düşler,
Yalanların ılık koynundan uyandım. Haydi doldurun içimi dışımı.
Sevgili Lily Marlene,
Seni bekleyen herkese uzaktan selam verip kayboldun değil mi?

19 Aralık 2015 Cumartesi



kapat gözlerini ve başka hayatları dikizle içinden.
Kazağını kokla. Başka bir evin kokusunu çek içine.Bir zamanlar yaşadığın.Çamaşır sepetlerini taşırken ah dediğin, tozunu alırken hapşırdığın ve kendi yemek tariflerinle kokuttuğun evin kokusu.

15 Kasım 2015 Pazar

2 Ağustos 2015 Pazar

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Martılar da seni öptüğüne göre artık özgürsün.

kitapların altını çizerek, kenarına köşesine aforizmalar yazarak sayfaları hırpalamayı seviyormuşsun. bunu neden unuttum?
İstanbul'daki son gününün sabahı bulutlu ve nemliydi. Küçük Jonathan sana gökyüzünden martı öpücükleri yolluyordu. Ellerini tulumunun cebine soktun ve kırmızı ayakkabılarına bakarak derin bir iç çektin. Defalarca iç çekmiştin. Seni duymadım. Bana dediklerinle yetindim. Şimdi kalbim nasıl buruştu bir bilsen. Yalnız kaldığın anlarda sadece kendine söyleyebildiğin gerçeklerinle kalbini şişirirken ben başka bir ülkede seni düşünüp içimde acıyan o tuhaf bilinmezliği anlamlandırmaya çalışıyordum.
Bir şeyler kalbini kemirirken benim de ruhum iğneleniyordu fakat her seferinde o buruk "iyiyim" deyişlerinle avunmalıydım. Sen beni avutmaya çalışırken ben gülüşlerindeki eksilmeleri sayıyordum beceriksizce. Sen bunu bilemedin ben ise yanına gelemedim. Yol uzun cebim ise delikti. Ne sevimsiz gerekçeler. Kekreydi yol düşleri.
Yatağında yalnız uyandığın sabahlardan birinde seni aradığımda sesindeki bıkkınlık beni andan koparmıştı. Dakikalarca koltukta kalmıştım. Aynı noktaya bakıyordum. Düşündüğüm tek şey sesindeki o kırgınlıktı. Bıkmıştın. Bıkmaktan bıkacak kadar bıkmıştın. Kelime kullanmasan da anlatmıştın bunu bana.
Sonra o canım ela gözlerindeki yaşları görünce... İçime damlayan karanlığı sana nasıl anlatsaydım? Her karanlığın sabahında billur gibi şakıyan bir bülbülün baş ucuna gelip seni düşlerinden öpeceğini daha sonra da her şeyin yoluna gireceğini sana nasıl söyleyebilirdim? Buna seni hemen nasıl inandırabilirdim?
Şimdi duy beni perim. Duy beni. Hafifçe yürümeye devam et parmak uçlarında, güzel saçların kalsın rüzgarda ve sen sadece kalbini doyur. Gözünden akan her damla yaş seni ışıldatacak mavilere karışsın.
Bütün denizlerden geçip kendine öyle bir yer bul ki şimdi, gözlerini kapatsan da masmavi bir okyanus kucaklasın seni. Hiç korkma. Artık korkacak bir şey kalmadı.

Though we live in separate ways, why do we argue, always fight?


23 Haziran 2015 Salı

Öyle olmadı

A.

bu kadar kalabalığın içinde kimse beni fark etmeyecek diye düşünmüştü. Sadece ayaklarına odaklanarak yürüyordu. Karda yürüyormuş meğer. İzlerini bulmaları için avcılara yardım ediyormuş. Çok geçmeden insanların aktığı bu kalabalık sokakta herkesle birlikte aynı yönde yürüdüğünü fark etti.

İnsanlarla aynı yolda gitmeyi ilk defa seçtiği o karlı sabahta kendi yolundan nice uzaklaştığını görmüyordu elbette. Önce her şey ılık bir ölüm gibi tatlıydı. Nefesindeki alkol gündüze kalmıştı ve kar durmadan yağıyordu...Durmadan...Elleri titreyerek karları avuçladı. Kargalar havalandı. Kardan yükselen kargaların uçuşturduğu kar tozları serbestçe yüzüne, omuzlarına ve saçlarına düşüyordu. Özür dilemeye gidecekti. Bir gece önce yaslandığı alkol duvarının sırtındaki kambere güvenip ayakta duracaktı. Öyle olmadı. Yıkıldı. Kafasını kaldırdığında ona bakan iki kocaman göz vardı. Rasgele öpmeye başladı yerleri. Gözler ağladı. O gözler neler görmüştü.-ve daha neler neler görecekti-Sırtındaki kamberi sundu gözlere,çiçekler yerine. Gözler onu reddeddikçe kar hızlandı. Karın ısırdığı yanakları alev gibi yanıyordu.

Farkında değildi ama yazılmaya başlayan her kelimeye kendini bulaştırıyordu bir şekilde. İnsan celladını bu kadar sevmeli mi? diye sordu kendine. `Gerekirse evet` dedi içindeki cellat.


3 Haziran 2015 Çarşamba

kısacık bir an

bir tıp sesi. ve sonra bir kez daha.
birbirine kavuşarak uyumaların vakitsiz uyanışlarında nefesine karışan kalp tıkırdamalarını dinledim. o kadar sessizdi ki uyandırmak istedim. bir an hissedilen dünya boyu korku. Korkularıma diktiğim her bir yalnızlık için dudaklarımı kanattım.
O an bir başka boyuttaki ben:Farkında değildim kanadığının. Şaşkınlıkla baktı. Hiç bir şey olmamış gibi dudağımda biriken tuzlu kanı yuttum. Devam ettim konuşmaya. O tekrar kanayacak mı diye bakıyordu istemsizce. Ben ise o anın bir an önce tükenmesi için şarkı söylemeye başladım. dudaklarımdaki her titreşim yuttuğum kanın midemdeki yolculuğunun benzini gibiydi. Giderek hızlanan kan sonunda durdu. Şarkıyı bitirdim. Biramdan bir yudum aldım ve bana türlü oyunlar oynayan dudak kanımı alkolle cezalandırdım.

Paris Sıkıntısı

“Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman?ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle?
Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; ?Saat kaç?? deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: ?Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.?

17 Nisan 2015 Cuma

KISA KISA TELGRAFLAR

Sevgili T,
Keçeleşmiş saçların ,rüzgarda metal bir demirden uçuşan pas tozları gibiydi bugün .Tarçın rengi süet botlarının içindeki 38 numara ayakların yine aceleciydi. Durup dururken Rodin'in düşünen adamından bahsettin. Saniyelik bilgeliklerinden biriydi. "Hazır ol dahası gelecek" dedin. Korksam mı yoksa önlem mi alsam diye düşünürken çantamdan çıkardığım portakallı kurabiyeleri sessizce yedik.

Sevgili O,
Sakallarını kesmesen de bir gün bileklerini keseceğinden hep korktum biliyor musun? Hayalini kurduğun yeşil kadife koltukta oturduğunu görüyorum. Yine kayıpsın. Yine aklında notaların matematiği var ve insanları hiç sevmiyorsun. Seni anlıyorum.

Sevgili H,
Dün terk edilmiş bir sanatoryumun içinde işerken kıçımı yalayan buzdan rüzgar sanki orada ölen bütün ölü ruhları içime soktu gibi hissettim. Tüm gece konuştular rüyamda. Çok rüzgar vardı. Uykum beceriksiz örülen kazaklar gibi ortasından,sağından,solundan ve dibinden sökülmüştü. Ruhumu uyandırdım. Elimden tuttu,evi gezdik "bak kimse yok sadece biz varız" dedi. Ellerimden öptü ve bana sarılarak uyudu. Rahatlamıştım.

Sevgili E.
Benim yatağımda uyursan ben de buradaki yatağımda rahat soluklarla senli düşler görüyorum. Bunu bilmelisin.

Bu aralar yazacağım pek kimsem kalmamış. Kendi radyomu dinliyorum. 

içimdeki anarşi dedi ki...

her şey düzenli olmak zorunda değil.

11 Şubat 2015 Çarşamba

sonsuz karma mutantlarına ve sana

neden yazmıyorsun? diye sorduğunda aklımdaki bir başka deliliğin son satırlarını nefesimle imzalıyordum dostum...Geçiştirdim sorunu. Aklıma yazıyorum dedim. Sen beni her zamanki gibi yine anladın ve üstüme gitmedin. Bu sakinliğine bayılıyorum.
O gece nefes nefese seni aradığımda saçlarım sırılsıklamdı ve boğazım çok ağrıyordu. Beceriksiz devinimlerle elıme geçen ne varsa sağa sola itekliyordum. Sen susmuştun.

Tam böyle anlarda insanlar bazı insanlar en olmadık soruları sorarlar. En son sorulması gereken sorular ise en başta gelir."NE OLDU?" sorusu mesela. Vakitsiz gelen kaka gibiydi. Yanıma yaklaştı ve "ne oldu?" diye sordu.

Cevaplamaktan genellikle hoşlanmadığım bir soru. Ona cevap vermedim. Senin sessizliğine odaklanmaya çalışıyordum. Ve öyle de oldu...Sinirlerimin üzerine dökülen burbon gibi yumuşattın beni. Sustum. Nefeslerimin ritmini düzenledim ve anlatmaya başladım...

Öfke krallığındaki çorak arazilerin birinde bir kadın yaşarmış. Gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek. Bu kadın kurban etmeyi severmiş. Eline aldığı herşeyi bir tırpan formuna sokup kurbanına acı çektirerek mutluluğun öcünü alırmış. Bu kadın mutlu insanları hiç ama hiç sevmezmiş. Evindeki her nesne mutsuzluğu anlatırmış.Tırnaklarını kopartırcasına yermiş. Tanrı onu çok sınamış ama o hep karanlığa ibadet etmeyi sevmiş. Karmasını izleyen ona acıyan ve sırf bu yüzden onu yaşamından atamayan ınsanlardan oluşan bir ordusu varmış. Bu ordu çok itaatkarmış. İtaat edenlerine bile acı vermek istermiş çünkü onun gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek...

Sen ve ben dostum... aynı düzlemde ama iki ayrı paralel evren koordinatlarında sınanmak için hep benzeri karmik ruhlarla karşılaştırılıyormuşuz...Bu ruhların bölümünü atladıktan sonra yine bir köşede buluşuyoruz ve kahvemizi yudumlarken aramızda sevgiyle akan zamanın üzerimize yumuşacık bir battaniye gibi yayılmasını keyifle izliyoruz. 

Az kaldı buna. Biliyoruz değil mi?

                      açılan gözlerimizden evrene ışınladığımız tüm güzelliklere...
                                                                                                                  atina/şubat/2015