23 Haziran 2015 Salı

Öyle olmadı

A.

bu kadar kalabalığın içinde kimse beni fark etmeyecek diye düşünmüştü. Sadece ayaklarına odaklanarak yürüyordu. Karda yürüyormuş meğer. İzlerini bulmaları için avcılara yardım ediyormuş. Çok geçmeden insanların aktığı bu kalabalık sokakta herkesle birlikte aynı yönde yürüdüğünü fark etti.

İnsanlarla aynı yolda gitmeyi ilk defa seçtiği o karlı sabahta kendi yolundan nice uzaklaştığını görmüyordu elbette. Önce her şey ılık bir ölüm gibi tatlıydı. Nefesindeki alkol gündüze kalmıştı ve kar durmadan yağıyordu...Durmadan...Elleri titreyerek karları avuçladı. Kargalar havalandı. Kardan yükselen kargaların uçuşturduğu kar tozları serbestçe yüzüne, omuzlarına ve saçlarına düşüyordu. Özür dilemeye gidecekti. Bir gece önce yaslandığı alkol duvarının sırtındaki kambere güvenip ayakta duracaktı. Öyle olmadı. Yıkıldı. Kafasını kaldırdığında ona bakan iki kocaman göz vardı. Rasgele öpmeye başladı yerleri. Gözler ağladı. O gözler neler görmüştü.-ve daha neler neler görecekti-Sırtındaki kamberi sundu gözlere,çiçekler yerine. Gözler onu reddeddikçe kar hızlandı. Karın ısırdığı yanakları alev gibi yanıyordu.

Farkında değildi ama yazılmaya başlayan her kelimeye kendini bulaştırıyordu bir şekilde. İnsan celladını bu kadar sevmeli mi? diye sordu kendine. `Gerekirse evet` dedi içindeki cellat.


3 Haziran 2015 Çarşamba

kısacık bir an

bir tıp sesi. ve sonra bir kez daha.
birbirine kavuşarak uyumaların vakitsiz uyanışlarında nefesine karışan kalp tıkırdamalarını dinledim. o kadar sessizdi ki uyandırmak istedim. bir an hissedilen dünya boyu korku. Korkularıma diktiğim her bir yalnızlık için dudaklarımı kanattım.
O an bir başka boyuttaki ben:Farkında değildim kanadığının. Şaşkınlıkla baktı. Hiç bir şey olmamış gibi dudağımda biriken tuzlu kanı yuttum. Devam ettim konuşmaya. O tekrar kanayacak mı diye bakıyordu istemsizce. Ben ise o anın bir an önce tükenmesi için şarkı söylemeye başladım. dudaklarımdaki her titreşim yuttuğum kanın midemdeki yolculuğunun benzini gibiydi. Giderek hızlanan kan sonunda durdu. Şarkıyı bitirdim. Biramdan bir yudum aldım ve bana türlü oyunlar oynayan dudak kanımı alkolle cezalandırdım.

Paris Sıkıntısı

“Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman?ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle?
Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; ?Saat kaç?? deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: ?Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.?