PODCAST

sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2013 Perşembe

Yaşam Bölüm 1 Kapanış

kuzey yarımkürenin en çok üşüdüğü günlerdeyiz. Mevsimlerim değişti. En çok sonbaharı severken şimdi de kışı sever oldum. Küçücüktüm, 7 yaşında, ilkokul müsameresi, okumayı öğrenmenin o sevinci, sonbahardım ben.Kendi dünyasında mutlu bir çocuk.Başımda kahverengi,sarı yapraklardan bir taç- Perinur teyze yapmıştı, balerindi, sonraları çok şişmanladı,tek parça ve siyah bol elbiseler giyerdi,ufak tefek ve kederli bir kadın- annemin çocukluğundan kalma sapsarı bir elbise giyinmiştim. üzerinde boncuklar. Gözlerime neden mavi far sürmüştü annem? Kristal gibi kırılgan bileğime elbiseme uysun diye o sarı mika bileziği takmıştı. Mikrofonu ağzıma dayamıştım. "Kafanı kaldır kafanı kaldır" diye el kol işaretleri yapan okul müdürünün üzerimde yarattığı stresle mikrofonu daha da ağzıma götürmüş,belki de ilk kez birine o kadar öfkelenmiştim.ve şiir hala aklımda, hiç izi silinmeyecek bir diz yarası gibi,aklımdan gitmeyen bir loop.
Ağaçların yaprakları
Yavaş yavaş sararıyor,
Sonbaharın rüzgarıyla yere düşüp kararıyor,
Zümrüt gibi o yemyeşil çayır çimen leke leke
Gün geçtikçe biraz daha boyanıyor sarı renge
Bahçelerin dallarında yuva yapan bütün kuşlar,
Şimdi artık yağmurlardan korunacak yer ararlar
Ey sonbahar sen gelince leylekler de gitti artık
Sıcak ülkelere doğru kırlangıçlar yol aldılar
EY SONBAHAR, EY SONBAHAR
Sende bir güzellik var...
Bu şiiri kendi çocuğuma okuyacağım bir gün belki de...

Alkışlamışlardı. Alkışlar bitene kadar gözlerimi odakladığım o gri halıfleksten gözlerimi ayırmamıştım. Çok şey değişmiş. Artık öfkelendiğim insanların gözlerinin içine içine,bakışlarım zihinlerine işleyene kadar bakabiliyorum. Göz kırpmadan meydan okuyorum. Seri konuşuyorum. Okuduğum yüzlerce kitabın ruhları zihnimde fırdolayı dönüyor ve bana minnet borçlarını ödemek istercesine usta cümleler söyletiyorlar bana. Kitaplar...Kapakların içine gizlenmiş eşsiz dost ruhlar..
Son zamanlarda gün ışığı bitmeye yakın bir zamanda oturuyorum pencerenin kenarına. Gözlerim acıyıp harfleri birer leke olarak görene dek okuyorum. İçime çeke çeke,ruhumla kelimeleri emerek okuyorum. Ne kadar da açım ben hep. Hayata...Bilmeye...Arvo Part,Olafur Arnalds, Philip Glass,Jonsi&Alex,Max Richter...Yine dinlemeye doyamıyorum.
Yaşamımın önemli bir bölümünün kapanışını okumaya kıyamadığım kitaplar gibi yazıyorum aslında...Kendi kuracağım düzene hazırlanıyorum. Sevdiğim her şeyin ve herkesin kıymetini ta içimde duyumsayarak...Canlarımı,yaşadığım bu kenti,evimi,dostlarımı,sokakları,dilimi ve anılarımı bırakarak...
Bugün küçük bir öğrencimin dediği gibi...
                       "Çok kalmışsınız buralarda"
GİTMEK 
                           Bu vadideki karanlığı 
                        ve büyük soğuğu düşün 
                                              B. Brecht 
Gitmek. Bir hançeri inceltip 
Okyanusa daldırmak isteği 
Ya da düşebilmek atlasların 
Dışına ki ey kalbim 
Yalnızsın bu yolculukta da 
Gitmek. O kaos duygusu, aklın 
Sarsıntılarla yorgun düşüşü 
Bilincin kamaşması belki de. 
Rehin bırakılacak bir şey yok 
Unuttuklarından başka. 
Gitmek. Bir büyü gibi saran 
Ağrılar yumağı, kışkırtılmış 
Düşlerdir ki sen şimdi 
Esirgeme kendini kalbim 
Kederin o derin yalnızlığından 
  
                        Ahmet TELLİ

Gitmenin en hazinli şiirini yazdığını biliyor mudur acaba Ahmet Telli?

Benim gidişlerim hediye paketlerine sarılı oysa ki, benim gidişim beyaz tüllerin içinde rengarenk kurulan hayallere uçmak. 
Benim gidişim kitaplarımı,anılarımı da yanıma alarak eş ruha kavuşmak.
Benim gidişim arkamda bıraktığım canlarımı kalbime ekerek gitmek.
Benim gidişim hep döneceğim kentimi kısa sürelerle sizlere bırakmak olacak aslında...

11 Kasım 2012 Pazar

monachos kai dichos prima

Çok uzun süredir uyuyorum.Daha doğrusu sadece beynimi uyutmaya uğraşıyorum.Kahveye doyamıyorum ve kahvenin yanında sıcak süt isteyen insanları hiç anlayamıyorum.
Uykularla kandırarak bedenimden henüz attığım anestezinin o kireç grisi rengi gitmiyor günlerdir gözümden.Günlerdir yatağımdan izlediğim gökyüzü gibi.Kireç grisi.Yaş aldıkça yağmuru sevmeye başladım.Sokağa çıkıp bu kurşunlu göğün resmini yeşilimsi lomo filmle çekmek istiyorum.Geçmişe dönüş. Bir süredir yine analog makinem boynumda. Özlemişim ne çektiğimi unuttuğum anda kavuştuğum fotoğrafları...Yıllar olmuş...Makinamda kalan 21 pozu çekeceğim yerleri planlıyorum kafamda günlerdir.Sonra tab ettirilecek o 3 rulo film. Tab ettirmek.Harika bir terim.Sonra bir de kendi şehrinde turist gibi hissetmesi var kendini...Sanırım bunu çok seviyorum.Sultan Ahmette bir camii avlusunda yere düşmüş bir sonbahar yaprağını değişik açılarla fotoğraflıyoruz defalarca,Karga'da oturup saatlerce konuşuyoruz boğazımızda kelimelerden sonra varolan tek şey Guinness in güzel tadı,yürüyoruz sahilde martı sesleri ta kalbimize kadar doluyorken elimi tutuyorsun ve yine o yonca yeşili gözlerinin içi gülüyor...Nasıl beceriyorsun bilmiyorum...Öylesine yumuşatıyorsun ki kalbimi,içimdeki bütün organlar gülümsüyor...

Buraya yazmak biraz da kendimle konuşmak benim için. Tumblr'da detaylarımı burada da kendimi biriktiriyorum belki de...

Sabah uyanıp boktan bir Fransız filmi izlemek canımı sıkmıyor. Eve gelen ziyaretçilerin renk renk çiçekler getirmesi de...
ama işte bazen bedenimdeki o kireç canımı sıkıyor...fena halde hem de...

            Biliyorsun değil mi? Hatırlanan en uzak geçmiş sonbahardır.
-Bunu hep söylüyorum değil mi?-
                                     Ve bu sonbahar da geçecek.Belki bir sonraki sonbaharda sabah uyandığımızda penceremizin önünde fesleğenler ve ikimize ait dev bir kütüphanemiz olacak.Duvarlarına çektiğimiz yüzlerce fotoğrafla can verdiğimiz...






BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...