PODCAST

19 Temmuz 2010 Pazartesi

galaksimiz hiç te sessiz değil

Evrendeki gezegenlerin sessizce eksenleri etrafında döndüğünü ve uçsuz bucaksız uzayda başıboş salınımlarla sessizliğin girdabıyla yoğurulduklarını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Gezegenlerin tıpkı metal makineler gibi değişik sesler çıkardığını biliyormuydunuz?Bir uzay delisi olarak bu sesleri kaydeden kıymetli astronotlarımızı ne kadar övsem az.Nasa'nın sitesinde seslere ulaşabilirsiniz.


daha fazlası ilginizi çekerse youtube'da space music veya cosmic music aramalarıyla modern improvizasyonlarla yapılmış değişik ambient çalışmalara ulaşabilirsiniz.

9 Temmuz 2010 Cuma

Buddha in Glory

Center of all centers, core of cores,
almond self-enclosed, and growing sweet--
all this universe, to the furthest stars
all beyond them, is your flesh, your fruit.

Now you feel how nothing clings to you;
your vast shell reaches into endless space,
and there the rich, thick fluids rise and flow.
Illuminated in your infinite peace,

a billion stars go spinning through the night,
blazing high above your head.
But in you is the presence that
will be, when all the stars are dead.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Ey aldandıkça inanan,

Ey küçük yaratığa vergi mutluluk,
hep kendini taşıyan kucakta kalıp;
Ey sineğin mutluluğu,içeride hoplayan daha,düğünü olsa bile:çünkü herşeydir kucak.
Sonra yarı güvenliğine bak kuşun,neredeyse ikisini de bilir özkaynağından,Etrüsk ruhudur sanki,bir uzayın içine aldığı ölüden çıkmış,
ama uzanan yontusu kapak olmuş üstüne.
Nasıl da şaşkındır,bir kucaktan ayrılıp uçmak zorunda kalan.
Kendi kendinden korkmuşçasına,şimşek gibi yarar havayı,nasıl fincanı boydan boya geçerse çatlak.
Yarasının izi de öyle yarıp geçer porselenini akşamını.

Sizler karşısındakinin coşkusuyla artanlar,
Sizler aldandıkça inananlar,
Ey erken ölmüşler,
Zahmetli şey ölü olmak,yeni baştan ağır ağır alışmak,
Alışmayı mutlulukla karıştırmak.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

yeni pasaport


sonunda yeni pasaportuma kavustummm!!!
hani bunun çipi? çip degil aslında barkodlu.emniyet olay yeri inceleme ekibi bilgisayarda bütün parmak izlerimizi aldı...Artık parmak izlerimi vererek bir cok işlem yapabilecekmişim.Mesela yeni ehliyetler de çipli olacakmış,bir seneye kalmaz yeni ehliyet almak gerekecek bu yuzden vatandaslık numaranızı yazdırtmadıysanız acele etmeye gerek yok,yeni ehliyeti beklemek en mantıklısı.
ben çok matrixvari bişey bekliyordum ama gayet pembe bir pasaport bu:)) daha minimal ve sirin geldi.eski pasaportlarınız (10 seneden eski degilse) 2015 e kadar gecerli. ama benim artık içim rahat etsin diye acil yeniledim,şimdi 5 sene gecerli pasaportum var.ayrıca bu aralar %50 indirimli,faydalanmak isteyen elini çabuk tutsun!

(edit:20.02.2011-Şubat ayındaki Portekiz seyahatimde pasaport kontrolumdeki görevli yeni çipli pasaportum oldugu için bana teşekkür etti.eski pasaportlar yüzünden kontrolde ciddi sıkıntılar yaşanıyormuş.benden söylemesi)

15 Haziran 2010 Salı

Geri dön baba

Bugün tam 7 gün oldu evde yoksun...
7 gündür 28 senedir tutmadığım kadar elini tuttum,öptüm seni,bildiğim bütün duaları birleştirip sana okudum.
7 gündür 28 senedir hiç duymadığım şeyler söyledin bana...Canının yandığını saklayamadın...O kadar canın yandı ki...Benim canım yansaydı senin yerine...bunu diledim...koluna girip seni hastahane koridorlarında yürütürken kaç kez dizlerim boşaldı,düşüp ölecek gibi oldum bir bilsen...
7 gündür ben sen oldum baba...Dimdik durdum,serinkanlı cümlelerle "hersey yolunda" dedim seni soranlara.Mantığımı koydum çantama yanına gelirken.Oysa eve dönüşlerde kalbim eziliyordu senin çektiğin acıdan...
7 gündür hiç korkmadığım kadar korktum baba.Kimselere söylemedim bunu.Korkmayın dedim korkanlara.Babam güçlüdür bunu da atlatacak siz merak etmeyin dedim.Ben ayakta durdukça kimileri daha çok yıkmak istedi,hiç izin vermedim onlara,senin gibi...
Şimdi aradan 3 gün geçti,işte evindesin.Kuş seslerinin dolduğu odandasın.Rüyanda birilerinin sana yıldızlardan yorganlar diktiğini görüyorsun,umutlarının ve bedeninin aldığı yaralar seni uyutmazken sayıklayarak uyanıyorsun,nemlenmiş alnına dokunuyorum,ellerini sımsıkı tutuyorum...Ne kadar güzelmiş ellerin...
Babanızın ellerine bakın...Bakın görün ne kadar güzeller...Ve sımsıkı sarılın ona...kokusunu saclarınızda bırakıncaya kadar sarılın hemde...

30 Mayıs 2010 Pazar

küçük şeyler

Küçük şeyler ne kadar güzel huzur veriyor!

Bahçemizdeki sebzeleri sulamaya giderken, bahçede beslediğim 5 kuş türünden bir tanesi olan kuzgunun neredeyse omuzuma konacak kadar bana yakın uçması.bahçeyi sularken benden 10 adım ötede durup adeta beni kollarcasına yüzüme bakması.Kendimi The Crow filmindeki Sarah gibi hissetmemi sağlayıp bana tuhaf bir huzur vermesi.
Popüler kitaplara olan sinsi gıcıklığımı altüst eden Murathan Mungan'ın "Yüksek Ökçeleri"ni salıncakta sallanıp okurken saçlarımın arasından esen tatlı rüzgarın beni yavaş yavaş mayıştırması ve ipodumda çalan ninni tonundaki Massive Attack tınılarında daha önce dikkatimi çekmeyen sözleri keşfedişim...The cool breeze that you welcome in the heat
You don't see it but you feel it when it's blowing on the street...Canım sıkkınken veya zihnimdeki bir şeye bir cevap ararken bütün evrenin işbirliği yapıyormuşçasına bana işaretler yollaması.Oturduğum bir cafede gözüme çarpan ilk gazetedeki ilk cümlenin,karşıma çıkan ilk insanın veya dinlediğim müziğin bana gülümseyen bir fısıltıyla aradığım cevabı verip sessizce ortadan kaybolması.Smoothie makinamda ilk buzlu kahve denememin ortaya beni kafein komasına sokacak kadar sert bir kahve ile sonuçlanması.Bunu hiç umursamayıp lıkır lıkır içerken çok daha konsantre klavye çalabildiğimi görüp,kahvenin üzerimdeki başdöndürücü etkisini bir kez daha fark edip,keyifle gülümseyişim.
Bir süredir üzerinde çalıştığım tualimi kısa bir süre önce bitirdikten sonra,güzel iş çıkardım dedirtmesi,onu çok sevdiğim birine hediye edişim,gözlerinde gördüğüm içtenlikle dolu teşekkür bakışı ve odasına astığı eserimin bir anda bütün odanın havasını değiştirdiğini söylediğinde hissettiğim o naif mutluluk...Can dostum Rocky'nin kuaförden geldikten sonra misler gibi kokması,ona sarılıp tüylerini okşarken başını göğsüme dayayıp huzurla soluması...

ve küçük şeyleri fark edebildiğimi görüp bir kez daha bunun için mutlu olmak bugün bana öylesine huzur veriyor ki...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Micmacs à tire-larigot



Ne zamandır bir Jean Pierre Jeunet fanı olarak,Jeunet'nin yeni filmini bekliyordum. Tadına ne kadar izlesem de doyamadığım Amelie gibi bir yapıtın ister istemez bir benzerini yaratabileceğine inanmak istiyorum hep.Fragmanını ilk izlediğimde, Micmacs à tire larigot, renkleri ,sürrealist karakterleri ve naif detayları ile bir Jeunet klasiği olacağını muştulamıştı.Filmi izlerken yüksek beklentimden olsa gerek hep daha fazlasını görmeyi hayal ettim. Renkler, karakterler ve mizah yine muhteşemdi.Dominique Pinon ve Yolande Moreau gibi Jeunet'nin favori oyuncuları yine bu filmde.Peki filmin konusu belki daha mizansen olabilir miydi? Bence olsa daha iyi olurdu.Uluslararası silah üreticilerine karşı savasan, kafasında kurşunla gezinen adamdan, gördüğü ve duyduğu her şeyi ölçebilen hesap makinası kızdan,buzdolabının içinde kıvrılarak uyuyabilecek kadar esnek kadından,2 çocuğunu labirentte kaybeden bir anneye kadar yine enteresan tiplemeler var.Ben yine de Jeunet'den daha fantastik bir senaryo bekliyordum. Bu garip karakterlerle daha fantastik bir konu üzerine inşa edilmiş bir film bence bir başka başyapıt olabilirdi.İzleyin ve görün derim.

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...