PODCAST

9 Eylül 2011 Cuma



Reflecting "suffering" is natural to many people.
Hiding "suffering" is inevitable to many people.
Reflect or hide.Do these change the intensity of suffering?

i am neither fish nor fowl.

7 Eylül 2011 Çarşamba

4 Eylül 2011 Pazar

time will never come back



Arafların insanı "bu kez orada değilim" dediğinde aslında yedek bir aldanış saklıyordu gene cebinde.Denize baktı,kahvesini yudumladı. Evinden uzaktaydı ama çok yakındı kendine.Aklında bir anda hatırlanıp kaçan milyarlarca anıdan oluşan bir müsvedde defteri tutmayı istedi her seferinde.O defteri olsaydı yazacak çok şeyi olurdu belki de.Yarım bir nefes gibiydi aşkları.Uçurumun dibine kadar gidip,bedenini,ruhunu ve saçlarını rüzgara yarım bir sekilde bırakıp,tam düşecekken geri dönmekti.Kaçmak diyorlardı buna.Kaçmak kendine yaklaşmaksa neden kötü olsundu?
Yeni keşfettikleri meze evinde çalan müzik onu izlediği bir filme götürmüştü.Bir yaz boyu süren kısacık bir aşk olacak bu da demişti.Adam solaktı.Çatal bıçak elinde farklı görünüyordu.Bazen konuşurken çenesi hafif hafif tirtiyordu. Bu sonradan kazanılmış bir edim miydi?."Ne düşünüyorsun?" diye sorduğu soruya "Seni terk edeceğim anı" diye cevap verebilirdi.Ama vermedi.Rakısından bir kaç yudum aldı hızlı hızlı.Adamın sol profiline baktı ve sonra da kadehindeki rakıyı sonuna kadar içip kırık beyaz rengi alkolün kalbine dek işlemesini bekledi.
Kapının önünde karşılaştıklarında elinde kendi boyunca siyah bir çöp torbası vardı.Güneş gözlerine dalıyordu.Çarpık bir gülümseme."Seni görmek ne kadar güzel"demeye çalışan ama bu hissi bile erteleyen-erteleyebilen- bir gülümseme.Evi dolduran aromatik mum kokusu.-Bu şeylerden daha çok almalı çok güzel kokuyor-
Kimi insanlar mutluluklarını erteleyebiliyorlar.Korkularını bir battaniye gibi üzerlerine atıp sözümona koruyorlar kendilerini.Ruhları isilik döken insanlar işte bu battaniyelerle yaşayan kalbi evsiz insanlar.Elimi uzatıyorum.Ben düşman değilim.Hiç olmadım.Buna vaktim de yoktu zaten.
Bu sefer arafta değilim derken aslında sadece basit bir denklemdi onu ayakta tutan.Daha önce hiç bir yüzde görmediği saf bir gülümseme.Ne kadar çarpıklaştırmaya çalışsa da gizlenemeyen masumiyet.Litrelerce birayla,sigarayla,şarkılarla,yalanlarlarla,rol yapmalarla bile saklanamayacak bir masumiyet.
Şimdi kendine seçtikleri alışkanlıklarla olası masallara karşı sahte kalkanlar yaratmış bütün insanlara bir sözü vardı;
"Kendinizi kandırırken hiç mi utanmadınız?"
ne dediniz?duyamıyorum sizi...

27 Ağustos 2011 Cumartesi

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Thirty and Thirsty



Sitting on a couch.Feeling the soft breeze.Becoming thirty but still very thirsty.Would you believe me if i say i lived on the moon? Would you believe me if i tell you that the red stains on my hands are not blood but remains of cherries? Would you believe my if i tell i begged you last night just to forgive me?And would you believe me if i tell you that i cried too?
Augen sagen mehr als Worte

a little note to my dreams: Do not leave me.
Ve sen geliyorsun...Hissediyorum.yaklaşıyorsun.

9 Ağustos 2011 Salı



Damla sakızlı şeyler;mesela Türk kahvesi ,mesela cevizli sakızlı kurabiye.
Serin şeyler;mesela serin sular ve deniz kokusuyla üşüten serin geceler,
Uygarlık; mesela plastik poşet yerine kese kağıdı kullanmak, ramazan ayı ile alkolün birbirinden nefret eden iki düşman olmayışı,
biraz şarap,biraz gün batımı ;deniz tuzu ile ıslanan saçların özgürce dağılması,
ve tabi birbirine geçmiş acıtmayan duygular... bir başkasına benzemesi gerekmeyen,üzerine çokça susulan ve müzikle beslenen...

Önümde 70'lik rakı şişesi
Ardımda yüzyıllık palamut meşesi

Sarhoştum yağmura doğru koştum
İda'dan inmiştim Ege 'ye düştüm

Güngörmüş hatmiler gizemli güller
Yağmurlu günle sevişen Zümrütgiller

Sardalya zamanıydı yaz'ı savurduk
Somay'ımla olmadık düşler kurduk

Derken akşam oldu dindi fırtına
Ay bir yana Bozcaada bir yana

Tennenni tenni Tenes
Tenni tene Tenedos




BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...