kalabalığın içinde eski zamanların bir kraliyet filminde kralın falına bakmaya gelen bir şaman gibi yürüyordu. Kafasından yerli yersiz çıkan siyah saçlar geniş alnına gelişi güzel yayılmıştı. Gözleri küçük,siyah ve yusyuvarlaktı. bakışları yaşından gençti. yüzyıllar önce yaşamış bir kabilenin gökyüzü haritasını andıran kirli sarı deri bir yelek giymişti. O ağır koku deri yelekten mi geliyordu yoksa az evvel beni kucaklarken üzerime sinen yoğun tütün kokusu muydu bilemedim ama o hiç gözlerini ayırmadan bana bakıyordu. Ah benim mavi güneşim mi gelmiş buralara? diyerek beni kucaklarken aslında onunla hiç böyle bir tanışma hayal etmediğimi düşünüyordum.
Evet günlerce yazışmıştık onla. Aslında sahip olduğumuz tek şeyin hatırlama yetimiz olduğunu söylemiştim. O da bana hatırladıklarımı sormuştu...Rüya seansları bundan sonra başladı. rüyaları hatırlamak için baldan uykusunu yanan gözlere bırakmakta hiç sakınca görmeyip her sabah sevdiklerimin rüyalarını anlattıran bana ilk defa biri rüyalarımı sormuştu. Dahası "3 tane rüyanı bana yaz, sonra sana bir rüya paketi hazırlayacağım" demişti...İşte onunla böyle tanıştık...
İlk selamım, in lak ech idi. Ben neysem sen de o'sun, sen neysen o benim. O biliyordu bunu. Hiç kelimelere girmeden Kızılderili ninnileri ve yazdığı masalları yolladı her gece. "Şimdi sevdiğin bir mumu yak ve bunu dinle" uyandığında rüyanı bana yaz deyip tatlı düşlere emanet etti beni gecelerce... İsmimi mavi güneş koydu, onun için benim ruhum maviydi, cevaplarının anahtarı ve gününün üstüne örttüğü mavi bir ilhamdım onun için. Benim içinse,birbirine akışan iki zihne verilebilecek en büyük ceza bedenlerin birbirini görmesiydi.Bunu beni görmek istediği gün tek ve net bir cümle ile söyledim ve o da sevgiyle bana hak verdi.
Bir gece çok korkmuştum.- korkuyorum bazen bu aralar evet- Giriş yapmadan konuştum...Soru sorma, sadece kurtar beni bu sanrıdan dedim. Bir başka masal anlattı bana. Zan ormanlarında kaybolan bir çocuğun masalı...ZAN'larından kurtul dedi ve üstümü bir başka masalla örterek gece boyu ruhumun başında bekledi. Uyandığımı duymuştu. Çok kereler duydu.
Kalabalığın ortasında beni görünce sımsıkı kucakladı. Ah benim mavi güneşim,ah benim mavi güneşim sen mi geldin diyerek...Kişisel mesafe tutma alışkanlığım bu ani yakınlaşmadan tedirgin olmuştu. Elimden tutup beni çekmesine izin vermedim. Yazdığı kitapların standına götürdü beni.Coşkuyla elime kitaplarını veriştirdi. Bunu da al bunu da al diyerek. İmzası iç değişmiyordu.
Sevgili E'ye...
önce,sonra ve şimdi için hep merhaba...
S.T
Gözlerime baktı. " kitabını ben basmak istiyorum Küçük Hanım, eğer bana izin verirsen tabi" diyerek gülümsedi. "olamaz mı? olabilir" dedim içimden.
Aldığım onlarca kitapla 10.salondan çıkarken aklımda yepyeni kurgular ve kulaklarımda hiç durmadan bana ninni söyleyen Kızılderililer vardı.
merhaba seyirciler...sizlere oynarken bazen kusursuzmuşcasına davrandığımın farkındayım. Zaaflarımı okurken sanki biraz daha derin ve rahat bir nefes alacakmışsınız gibi hissediyorum bazen. Ya da bu sadece basit bir bilinç yanılgısı.Öyle ya, bazılarının zaafları bizi besler bazen. İnsanız çünkü.
Yazıma başlamadan önce kendime bir papatya çayı yaptım.Bu aralar çok sık aklımı oynatacak gibi oluyorum. Orman meyveli falım sakız ve Mogwai dinlemek filan hiç bir şey kesmiyor.Soluğumu kesen bir şey var o da zihnimdeki ses. Korku. Mahvetme korkusu. Başa dönme korkusu. Uçuruma gidip gelmeler teranesi. Basit olmak istiyorum. Hafif. Sabrina gibi. Hangi yatakta olursa olsun kıvrılıp uyuyabilen bir kedi gibi olmak istiyorum mesela. "Where I lay my head is home" diyebilmek. Ormanda yürürken baldırıma bir kenenin yapışacağını düşünmemek. Beden ağrılarını küçümsemek mesela...Bir gün ünlü bir müzisyenle oturmuş kahve içiyorduk. Gitar çalmadan ve beste yapmadan yaşayamam dedi. Sonra vertigosundan bahsetti. Bedenindeki sinir sıkışmalarını anlattı. "Kollarım...Kollarım bir ceset gibi hissizleşebiliyor bazen" dedi. Bunu çok iyi anladığımı belirttim ve boynumdan kollarıma yayılan ağrıdan yakındım. Durdu. "Sallasana kolunu şöyle,şıkır şıkır sallasana" dedi. "Just sleep" diyen Japon maratoncu gibi.Her şey bir anda kolay bir anda amma da zor dedirttiren anlardan biri.
Bazen benden tedirgin oluyorlar farkındayım. Şu sıralar yaşanan talihsizliklerimi nazarla bağdaştırma eğilimleri bitmek bilmiyor.Oysa ne demiştik? Bizim yarattığımız dünya bizim çağırdığımız insanlar bizim kabul ederek yaşadığımız şeyler. Manyak mıyız lan biz? Bu hasta dünyayı o çirkin kara çarşaflı kadınları biz mi yarattık? Ya da ben mi yarattım? Bunları okumanızı ben mi seçiyorum? Papatya çayı içmek istiyorum der gibi seyircilerimi mi seçiyorum? Özgürlük bavulunu toplayıp gitmek sanırdım. Özgürlük gittiğin her yere götürdüklerine doğru karar vermekmiş. Hafif bir zihin mesela. Korkusuz bir beden. Bunları yanına aldıktan sonra sevdiğim insanlar daha da melek oluyor. Korku bedeni denen şey ise zamandaki kronik tatminsizliğe götürüyor beni. Bir çözümü olmalı dedikçe daralıyor alanım. Karadeniz'e yaptığım gezide tepelere keçi gibi tırmanan H. nin ardından ben de koştururken bir anda yuvarlanmaya başlamıştım. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde bütün beden ağırlığımı tutunduğum bitkinin köküne bırakmıştım. Bitki ısırgandı. Halüsinatif bir algı sardı bedenimi. Ellerimden başlayıp tüm bedeni zonklatan bir çan titremesi gibi. Alev alev yanan avuçlarımın ısısı tüm bedenime yayılmıştı. Düşerken çözüm olacağını düşündüğüm şeye tutunmuştum ve o bir ısırgandı. Alan daralması böyle bir şey işte. Medet umulanın seni yüzüstü bırakması.Kafada cadıların en büyülü kazanı. Ey zihin.Annem hep ipliğin ucunda olduğunu söylerdi. Yine haklıymış...Sevgili seyiciler...Beni ağırlaştırmayın. Bu kez ruhumun hafiflemesini dileyin. Size karşılığını öderim.
The Mighty Rio Grande by This Will Destroy You on Grooveshark
aynı fikirde olmadıklarımızı severken zorlanırız.
aynı fikirde olduğumuzu düşündüğümüz kişiler fikirlerini değiştirirse hayal kırıklığına uğrarız.
aynı fikirde olduğumuzu düşündüklerimize kahve yapmak eğlencelidir.
aynı fikirde olmadıklarımıza bir şeyler anlatmak yerine çok alakasız işler yapabiliriz.
aynı fikirde olmadığımız insanların yanında tırnaklarımızı koparma ihtimalimiz daha yüksektir.
aynı fikirde olmadığımız insanlarla sokağa çıkarken giyinmek eziyet gelir.
aynı fikirde olduğumuz insanla gidilen her yer sihirlidir.
aynı fikirde olduğumuz insanla beraber fotoğraf çekmek bir şehrin tüm sokaklarını yeniden yaratmaktır.
aynı fikirde olmadığımız insanların çektiği bütün fotoğraflar kusurludur.
aynı fikirde olmadığımız insanla beraber müzik dinlerken başkalarını düşünürüz.
aynı fikirde olduğumuz insanla müzik dinlerken hayal kurarız.
aynı fikirde olmak egomuzu besler.
ayrı fikirde oluşlar bize insan olduğumuzu çok daha keskin çizgilerle altını çizerek hatırlatır.
neden bunları yazdığımı henüz anlamış değilim. ayaklarım üşüdü. hepsi bu.