PODCAST

11 Şubat 2015 Çarşamba

sonsuz karma mutantlarına ve sana

neden yazmıyorsun? diye sorduğunda aklımdaki bir başka deliliğin son satırlarını nefesimle imzalıyordum dostum...Geçiştirdim sorunu. Aklıma yazıyorum dedim. Sen beni her zamanki gibi yine anladın ve üstüme gitmedin. Bu sakinliğine bayılıyorum.
O gece nefes nefese seni aradığımda saçlarım sırılsıklamdı ve boğazım çok ağrıyordu. Beceriksiz devinimlerle elıme geçen ne varsa sağa sola itekliyordum. Sen susmuştun.

Tam böyle anlarda insanlar bazı insanlar en olmadık soruları sorarlar. En son sorulması gereken sorular ise en başta gelir."NE OLDU?" sorusu mesela. Vakitsiz gelen kaka gibiydi. Yanıma yaklaştı ve "ne oldu?" diye sordu.

Cevaplamaktan genellikle hoşlanmadığım bir soru. Ona cevap vermedim. Senin sessizliğine odaklanmaya çalışıyordum. Ve öyle de oldu...Sinirlerimin üzerine dökülen burbon gibi yumuşattın beni. Sustum. Nefeslerimin ritmini düzenledim ve anlatmaya başladım...

Öfke krallığındaki çorak arazilerin birinde bir kadın yaşarmış. Gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek. Bu kadın kurban etmeyi severmiş. Eline aldığı herşeyi bir tırpan formuna sokup kurbanına acı çektirerek mutluluğun öcünü alırmış. Bu kadın mutlu insanları hiç ama hiç sevmezmiş. Evindeki her nesne mutsuzluğu anlatırmış.Tırnaklarını kopartırcasına yermiş. Tanrı onu çok sınamış ama o hep karanlığa ibadet etmeyi sevmiş. Karmasını izleyen ona acıyan ve sırf bu yüzden onu yaşamından atamayan ınsanlardan oluşan bir ordusu varmış. Bu ordu çok itaatkarmış. İtaat edenlerine bile acı vermek istermiş çünkü onun gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek...

Sen ve ben dostum... aynı düzlemde ama iki ayrı paralel evren koordinatlarında sınanmak için hep benzeri karmik ruhlarla karşılaştırılıyormuşuz...Bu ruhların bölümünü atladıktan sonra yine bir köşede buluşuyoruz ve kahvemizi yudumlarken aramızda sevgiyle akan zamanın üzerimize yumuşacık bir battaniye gibi yayılmasını keyifle izliyoruz. 

Az kaldı buna. Biliyoruz değil mi?

                      açılan gözlerimizden evrene ışınladığımız tüm güzelliklere...
                                                                                                                  atina/şubat/2015

30 Kasım 2014 Pazar

27 Kasım 2014 Perşembe

29 Ekim 2014 Çarşamba

baykuşlar


Yabancı tanrılar gibi, baykuşlar 
Kara selvilerde dizi dizi,
Gözleri ok gibi, kırmızı,
Sessiz, düşünmeye koyulmuşlar.
Kımıldamadan duracak onlar 
Hüzün taşıyan saatlere dek,
Orda, ışığı sürgün ederek
Açılacak yoğun karanlıklar.
Baykuşlar bu haliyle bize der:
Yaşam bazen de durgunluk ister 
Kargaşadan devinimden korkun;
Kişi bir tutkuyla şaşkınlaşır 
Yer değiştirmek ister ve bunun 
Yıllarca pişmanlığını taşır.

BAUDELAIRE

28 Ekim 2014 Salı

bir ev daha ne kadar soyunabilir?

her sabah uyandığımda ilk işim senin yüzünden  mutfağa gitmek oluyor . Pencerene bakıyorum. Yine açık. Perdelerin sabah ayazı ile hafifçe oynaşıyor.Neye direniyorsun merak ediyorum. Sabahlığıma daha sıkıca sarınıyorum. Evindeki o soğuk cereyan göğüs kafesimden içeri dolup boğazımı tıkıyor gibi oluyor. Evimdeki ısıyı arttıyorum. Bu sanki evine baktığımdaki iç üşümemi azaltacakmış gibi...
Balkonundaki paslı demir sandalyelerindeki kirli lacivert havluları almışsın bugün. Balkon demirlerin paslanmış. Rulo tenteni en son hangi tarihte kullandığını tahmin etmeye çalışıyorumç 2010? Ah 2010 hepimiz için zor bir seneydi sanırım. Ekonomik krizden iki sene sonra belki de işten çıkarıldığın gün evine gelip balkonunda oturup biraz müzik dinleyip ot içmek istedin. Ama lanet olası endüstriyel yapımlı eşyalar buna engel olmak istedi....Belki ruloyu son çevirmende büyük bir gürültü ile tersine doğru katlanmaya başladı ve sen sıkışan kumaşı çekmek için uzandığında malzemeden cömertliği esirgemediğin sigaran alt katındaki yaşlı dulun balkonuna düştü. Gamo stin spiti sou! diye bağırarak düşen sigaranın ardından öfkeyle tükürdün...Belki de o günden sonra nüdist olmaya karar verdin. Güneşli günlerde balkona çırılçıplak çıkıp traşsız bedenini etrafa göstermekten çekinmeyecek kadar soydular belki de ruhunu. Şimdi bu yüzden üşümüyorsun. Daha ne kadar soyunabilirsin? Bir ev daha ne kadar çıplak kalabilir? Buna bir tek sen karar vereceksin.
Bugün 28 Ekim. Rüzgar saatte 18 km hızla esiyor. Hava bulutlu. Sıcaklık sabah saatlerinde 13. Evinin içindeki sıcaklık tahmini 11 derece. Bu şarkıyı senin için çalıyorum Jeremy.

11 Temmuz 2014 Cuma

hep yazmışım.



hep yazmışım.
yazmaya başladığımdan beri kendime kendimi,insanlarımı,hislerimi,acılarımı ve heyecanlarımı hatırlatacak notlar yazmışım.
mektuplar,kimi zarflı kimi zarfsız.belki yüz tane mektup. şu an konuşmadığım bir çok insanın benimle hala konuştuğu mektuplar...Şiirler...Kalbim kırık veya çok heyecanlıyken genellikle sonbaharda yazılmış şiirler...Fotoğraflar...Hiç atmadığım, kimsenin bana attıramadığı, konuşmadığım insanlarla dolu fotoğraflar...Ölüler...Ölmüş,mezarlarına çiçekler bıraktığım ve bana hala gülümseyen yüzler...
İnsanları değil ama anıları biriktirme konusunda koleksiyoncuyum. Hiç biri canımı acıtmıyor. Hiç biri bana fazla gelmiyor. Hepsini sevgiyle kucaklıyorum. Beni bu konuda anlamayan insanlar yok değil...Bazı insanlar bir şeyler bitti mi hemen kalıntıları temizlerler. Korkuyla yok ederler. Geçmiş karşılarına sanki her an bir hortlak gibi dikiliverecekmiş gibi korkarlar...Geçmişini anlatmaktan çekinirler, geçmiş ne yaşanmış ne de yaşanmamış bir zaman kırıntısı gibi kalır havada oysa ki...Hayatlarındaki kadınlarına veya erkeklerine bir saygısızlık olacakmış gibi, biten partinin ardından aceleyle yapılan temizlik gibi hızla ve özensizce geçmişlerinin o değerli anımsatıcılarını yok ederler. Kendilerini yok etmektir bu aslında çünkü beyin hatırlamaması gerekenleri daha özenli saklar,hatta yeni hikayeler uydurur,inandırır kendine... Bu durum beni hep korkutur. Geçmişimi sevmeyen bir insanın beni hep sevebileceğine inanmak bana hep güç gelmiştir...
Beni seven,
Benden nefret eden,
Beni yok eden,
Beni anımsayan,
Beni hatırlamayan herkes için...



2 Mayıs 2014 Cuma

ena...





bu gece ilk defa bir şiir ezberlemek için oturdum. Ağzımda ılıyan alkolle harmanlanan cigaranın dumanıyla döndü başım. çıtırdayan karanfili ezdim dudaklarımla.Eksilmemiş gülümsememi öpmek istedim.-ah eksilme sakın,şimdi yumuşacık gülümsemelerin vakti-Beni beyazlar içinde görünce ağlayan sonsuzluk mavisi gözlerinden yaşlar akarken de o güzel gözlerinden öpmek istemiştim. Öptüm mü? Yalnızca yanaklarındaki nemi sildim sanırım. Bileklerimden akan dantellere karışan o hafif tatlı ve ılık gözyaşlarını sevdim.

birbirimizin boyunlarında saklanan kokulara sarılarak dans ettik bir süre...İsmimin sonuna eklenen soy adına baktım. Küçücük ailemizin ilk harflerinin altına ıslak imzamı atarken ellerim hiç titremedi. Meyveli pastanın kremasına bulandı öpüşlerimiz. Hazır mısın sevdiğim? Hazır mısın bizi izleyen bütün dünyanın gözlerinin önünde benimle bir sonsuzluk tasarlamaya?




BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...