PODCAST

3 Haziran 2015 Çarşamba

kısacık bir an

bir tıp sesi. ve sonra bir kez daha.
birbirine kavuşarak uyumaların vakitsiz uyanışlarında nefesine karışan kalp tıkırdamalarını dinledim. o kadar sessizdi ki uyandırmak istedim. bir an hissedilen dünya boyu korku. Korkularıma diktiğim her bir yalnızlık için dudaklarımı kanattım.
O an bir başka boyuttaki ben:Farkında değildim kanadığının. Şaşkınlıkla baktı. Hiç bir şey olmamış gibi dudağımda biriken tuzlu kanı yuttum. Devam ettim konuşmaya. O tekrar kanayacak mı diye bakıyordu istemsizce. Ben ise o anın bir an önce tükenmesi için şarkı söylemeye başladım. dudaklarımdaki her titreşim yuttuğum kanın midemdeki yolculuğunun benzini gibiydi. Giderek hızlanan kan sonunda durdu. Şarkıyı bitirdim. Biramdan bir yudum aldım ve bana türlü oyunlar oynayan dudak kanımı alkolle cezalandırdım.

Paris Sıkıntısı

“Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman?ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle?
Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; ?Saat kaç?? deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: ?Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.?

17 Nisan 2015 Cuma

KISA KISA TELGRAFLAR

Sevgili T,
Keçeleşmiş saçların ,rüzgarda metal bir demirden uçuşan pas tozları gibiydi bugün .Tarçın rengi süet botlarının içindeki 38 numara ayakların yine aceleciydi. Durup dururken Rodin'in düşünen adamından bahsettin. Saniyelik bilgeliklerinden biriydi. "Hazır ol dahası gelecek" dedin. Korksam mı yoksa önlem mi alsam diye düşünürken çantamdan çıkardığım portakallı kurabiyeleri sessizce yedik.

Sevgili O,
Sakallarını kesmesen de bir gün bileklerini keseceğinden hep korktum biliyor musun? Hayalini kurduğun yeşil kadife koltukta oturduğunu görüyorum. Yine kayıpsın. Yine aklında notaların matematiği var ve insanları hiç sevmiyorsun. Seni anlıyorum.

Sevgili H,
Dün terk edilmiş bir sanatoryumun içinde işerken kıçımı yalayan buzdan rüzgar sanki orada ölen bütün ölü ruhları içime soktu gibi hissettim. Tüm gece konuştular rüyamda. Çok rüzgar vardı. Uykum beceriksiz örülen kazaklar gibi ortasından,sağından,solundan ve dibinden sökülmüştü. Ruhumu uyandırdım. Elimden tuttu,evi gezdik "bak kimse yok sadece biz varız" dedi. Ellerimden öptü ve bana sarılarak uyudu. Rahatlamıştım.

Sevgili E.
Benim yatağımda uyursan ben de buradaki yatağımda rahat soluklarla senli düşler görüyorum. Bunu bilmelisin.

Bu aralar yazacağım pek kimsem kalmamış. Kendi radyomu dinliyorum. 

içimdeki anarşi dedi ki...

her şey düzenli olmak zorunda değil.

11 Şubat 2015 Çarşamba

sonsuz karma mutantlarına ve sana

neden yazmıyorsun? diye sorduğunda aklımdaki bir başka deliliğin son satırlarını nefesimle imzalıyordum dostum...Geçiştirdim sorunu. Aklıma yazıyorum dedim. Sen beni her zamanki gibi yine anladın ve üstüme gitmedin. Bu sakinliğine bayılıyorum.
O gece nefes nefese seni aradığımda saçlarım sırılsıklamdı ve boğazım çok ağrıyordu. Beceriksiz devinimlerle elıme geçen ne varsa sağa sola itekliyordum. Sen susmuştun.

Tam böyle anlarda insanlar bazı insanlar en olmadık soruları sorarlar. En son sorulması gereken sorular ise en başta gelir."NE OLDU?" sorusu mesela. Vakitsiz gelen kaka gibiydi. Yanıma yaklaştı ve "ne oldu?" diye sordu.

Cevaplamaktan genellikle hoşlanmadığım bir soru. Ona cevap vermedim. Senin sessizliğine odaklanmaya çalışıyordum. Ve öyle de oldu...Sinirlerimin üzerine dökülen burbon gibi yumuşattın beni. Sustum. Nefeslerimin ritmini düzenledim ve anlatmaya başladım...

Öfke krallığındaki çorak arazilerin birinde bir kadın yaşarmış. Gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek. Bu kadın kurban etmeyi severmiş. Eline aldığı herşeyi bir tırpan formuna sokup kurbanına acı çektirerek mutluluğun öcünü alırmış. Bu kadın mutlu insanları hiç ama hiç sevmezmiş. Evindeki her nesne mutsuzluğu anlatırmış.Tırnaklarını kopartırcasına yermiş. Tanrı onu çok sınamış ama o hep karanlığa ibadet etmeyi sevmiş. Karmasını izleyen ona acıyan ve sırf bu yüzden onu yaşamından atamayan ınsanlardan oluşan bir ordusu varmış. Bu ordu çok itaatkarmış. İtaat edenlerine bile acı vermek istermiş çünkü onun gözleri intiharı, ruhu acıyı ve kalbi başkalarının mutsuzluğundan zevk almayı bilirmiş bir tek...

Sen ve ben dostum... aynı düzlemde ama iki ayrı paralel evren koordinatlarında sınanmak için hep benzeri karmik ruhlarla karşılaştırılıyormuşuz...Bu ruhların bölümünü atladıktan sonra yine bir köşede buluşuyoruz ve kahvemizi yudumlarken aramızda sevgiyle akan zamanın üzerimize yumuşacık bir battaniye gibi yayılmasını keyifle izliyoruz. 

Az kaldı buna. Biliyoruz değil mi?

                      açılan gözlerimizden evrene ışınladığımız tüm güzelliklere...
                                                                                                                  atina/şubat/2015

30 Kasım 2014 Pazar

27 Kasım 2014 Perşembe

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...