PODCAST

16 Aralık 2018 Pazar

yaşam kelebeği

Sen ve ben elele uzanınca yan yana, üstümüzden insanlar, anılar ve kelimeler geçiyor.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, gerçekleşmesi an meselesiymiş gibi gelen ama ertelenen planlar geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, sahil kasabalarında konakladığımız otel odalarında dinlediğimiz balıkçı kayıklarının motor seslerinin boğuk tınısı geçiyor üstümüzden,
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yürüdüğümüz ormanların ruhları geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yaşamın dev deklanşörü patlıyor suratlarımızda.
Bir yerlerde, bir kelebek omuzlarımıza konuyor,bizimle beraber poz veriyor hayata.



8 Mayıs 2018 Salı

İnsan İnsan

Mnemosyne bekliyor başımda, sevgili bellek Tanrıçası.
Geçmişin tüm tozlarını yutup, anılardan alerji kapan çelimsiz belleğimi sarmalamaya hazır bekliyor. Geçmiş kandırıkçıdır Mnemosyne, tıpkı senin gibi.Yanılsamalarımız ile taçlanan eski zamanlar, belleklerimizin etrafını camdan bir koza ile örüyor aslında. Hatırladığımız an kırılacak ve anılara batacak her parçası kozanın. Oysa anımsayan, aldanandır. Beni aldatmaya geldin, biliyorum. Yine de beni havada asılı kalan tüm sözcüklerle büyülemene izin veriyorum.
Mnemosyne bir zamanlar çok inandıklarımı anlatırken bana, aslında o mu konuşuyor yoksa içimde susanlar bir sis bulutuna mı dönüşüyor? Ayrımsayamıyorum. Yeni kurduğum anlatılarla yontuyorum geçmişi,hayaletleri,nefesleri ve yazılan her kelimeyi. İyi ki yazmışım diyorum o zaman. Bellek Tanrıçasının muzip tuzaklarına düşmemek için yazmışım bazı şeyleri. Yazdıklarımı okurken susuyor. Gözlerini kısıyor gizleyemediği bir hasetle.Yazmadıklarımı anımsamaya çalışırken de keyifle çekiyor yüreğimi; götürüyor istediği kelimelere,ruhlara ve seslere.
Mesela önce kim soldu? Kimin yüreğinden çekildi yakınlık? Kimin kanı buzullara karıştı önce? Şimdi önemi yok.Sesler...Sesler beynimde dinmeyen kasırgalara dönüşüyor. Birisi öksürüyor. Belki bir konser esnasında olmadık yere öksüren tanımadığım bir ses bu, ya da o sırada yanımda oturan eski bir ruh. 
Bir bakıyorum ki fotoğraflarına, gözlerin aynı ama bakışların farklı. Gördüğüm başka, gösterdiğin başka. görmek istediğim farklı, kabullenişim yaralı.Mnemosyne kulağıma fısıldıyor; ölü bir anlatı o hatırladığın kişi. Varken atan, yokken duran bir kalp; belleğinde ölmesini çokça dilediğin.
Salıverdim işte ben de böylece. Yeni anlamların borcunu ödeyemeyecekti çünkü. Bedeli zamanla eriyen eski bir yanılgıydı. Güzel kalan şeylerin hatrına hançerlemediğim ama sessizce öldürdüğüm eski bir yanılgı...
Denizin bulanmasını, güneşin batmasını ve günün şafağın bacaklarının arasından doğuşunu nasıl kabul ediyorsam, tükenişini de öylesine kabul ettim.
Öyle uzakta kal, sessizce solmaya devam et. Kurgulara bulandıkça hazinleşiyor silüetin.

18 Şubat 2018 Pazar

pekfena

saatleri ayarlayamama bilimleri uykusuzgözler bölüm başkanlığı'na, oftalmologlarla ve hypno-psikoloji ile bağlarınız, varsa benim bu saatte burada ne aradığımla ilgili açıklamalarınızı arz ederim. Kim bilir neredesin H.? Hangi kalıntının tozunu alırken bir an sıkıldın ve gökyüzüne baktın? Günlerdir aklımda camambert peyniri, şarap ve kabak çiçeği dolması ile donattığımız sofranın anısı var.Boyumu işaretlediğim duvara kim bilir hangi tablo asılı şu an? Biraz Pachelbel. Anıların melodileri yanına alıp zihnime dalışını izlemek için ideal bir noktadayım.

26 Eylül 2017 Salı

Mevsim

Mevsimlerden benim kadar etkileniyor mu acaba herkes?
Hoş geldin sevdiğim mevsim. Hoş geldin yağmur. Hoş geldin sabah serinliği.
tıp tıp tıp seslerinde korunaklı mini yolculuklar, bitmek bilmeyen şarkılar...
Aklımda at koşturan hızlı diyalogların üstünü şefkatle örten gecenin sessizliği yavaş yavaş soluyor ensemde. Yarım kalan kitapların sabırlı bekleyişleri bana bir kez daha her şeyin bir zamanı olduğunu hatırlatıyor.
"Müziğin mükemmelliğine biraz daha hürmet edin, çok rica ederim."
Moliere "Kibarlık Budalası"
Kitaplarım benimle konuşuyor. Ya sizinkiler?





15 Ocak 2017 Pazar

canavar ünlülerim müzesinden notlar

Piyano tuşlarına ilk basışımdı. İnsanın kendini beceriksiz hissetmesi için bir kaç düzine siyah ve beyaz tuşun yeteceğini hiç düşünmemiştim. Pencereden bakıyordum. Oda sıcaklığı giderek düşüyordu. "Şimdi çalmaya devam et. Aynen sana gösterdiğim gibi" dedi ve gitti. Aynen gösterdiği gibi yapıyordum. Parmaklarım yetmiyordu. her seferinde yeni baştan başlıyordum ama yine olmuyor yine olmuyordu. IAMX "KINGDOM OF WELCOME ADDICTION" Bir süre sonra yanıma geldi. Elindeki tepside kocaman bir kase,kasenin içinde yeşil bir çorba vardı. bezelye çorbası.parmaklarım yavaş yavaş açılıyordu. bir yandan bezelye çorbasını kaşık kaşık içiriyordu bana. -İçirdiği her şey kana dönüşüp yüreğimin damarlarından çıkmak için çabalayacaktı sonra ama ben bilmiyordum.- O gece kar yağmış mıydı? Yağmadıysa da çok soğuktu. Kingdom of Welcome Addiction. Yine şifreli bir adagio. Şifrelerle arası çok iyiydi ve ben kilitleri açarken hep zorlanırdım. şimdi ise bedenim küçücük. Masanın yanındayım.41 gün okula gitmemişim çünkü onun ağzının kokusu midemi bulandırıyordu. İskelet parmakları ile bana dokunacağını düşünmek bile karnımın ağrısını artırıyordu. "Okuyeceksin" diyor. "Okuyacaksın" demen gerekmiyor mu acaba diye düşünmüş müyümdür? kim bilir ? 41 gün boyunca babamla okumaya başlamıştım oysaki. Babam kelimelerin altını ikişer ikişer çizmişti, her gün okumuştuk. Şimdi öç alma zamanıydı. Nefesimi tutmaya çalışarak okumaya başladım. Ağzımı her açtığımda onun açık mide kapakçığının yaptığı salınım -bu annemin ağız kokusu teorisiydi,gerçeği hiç bilemeyecektik- içime doluyordu. Kırmızı kurdeleyi alana kadar dayanacaktım. Okuma bitti. titriyordum. iskelet parmaklar yakama uzandı. güzel bir şeyler söyledi o an belki. ben sadece kalın dudağının kenarındaki dev bene bakıyordum. o konuşurken beni dalgalanıyordu, dans ediyordu sanki -kalbimi öfkeyle dolduran o ben- yakama kırmızı bir kurdele iliştirdi. Sanki o kurdele yakama takılmıyor bir çekiçle vurularak çakılıyordu. Bu seremoninin hızla bitmesini bekleyip bir roket atar hızıyla ahşap sırama geri döndüm. göz ucuyla kurdeleye baktım. iskelet parmaklar sanki hala üstündeydi. bir diğeri ise ağzı baca biçimli bir canavardı. sigara dumanları içinde yaşıyordu, nadiren kahve dumanıyla karışıp atmosfere salınıyordu. Yüzünde ay kraterlerini andıran delikleri 1 numara fondötenle dolduruyordu. Sarı saçları cips yedikten sonra elimde kalan yağ gibi bir şeyle kaplıydı. Saç tellerinin delikleri de büyüktü. Tutunamayan teller dökülüyordu. omzunda, kıçında ve tuhaf yürüyüşünde hep bir saç teli asılıydı. -o saç telleri konuşamazdı ancak çığlık atardı bence- beni bir başkasının odasına çekti. Akşam üstü güneşinin odadaki tozların sansürünü yapacak hali yoktu. Sinsi ve süslü ön cümlelerin ardından ağzındaki bıçaklı baklayı çıkardı. -Arkamdan konuşuyormuşsun dedi. -Ya öyle mi? -evet. 3 ayrı kişiden duydum. -Bunu söyleyen sesler nerede o zaman? -Bunu söyleyemem. -Neden? -Söz verdim. -Ve şimdi o üç hayaletin sesleri için kendimi savunmamı mı bekliyorsunuz? -sen ne burcusun? -aslan. siz? -akrep.sokarım. -ben de gururum için yaşarım.söyleyecekleriniz bittiyse çıkıyorum. -dur bekle, senin köleler üstünde olumlu bir etkin olduğunu düşünüyorum. benimle işbirliği yapmalısın. -arkanızdan konuşan biriyle işbirliği yapmak burcunuzun bir başka özelliği mi? -çok cesursun. -gidiyorum.hayaletlere selam söyleyin. odada uçuşan tozları bir mıknatıs gibi çeken yağlı saçlarına son kez baktım. burada daha fazla kalamazdım. önce kendime ait bir odam olmalıydı. sonra da beni oradan çıkaracak ilahi bir kurgu. ve öyle de oldu.

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...