Benim için özgürlüğün tanımının değiştiği bir andan bahsedeceğim sizlere bugün. Yeni yıla gireceğimiz geceydi. Yollar kalabalık, trafik yine canavarlaşmış ve yağmur son hızıyla gökten boşalırken gördüğüm o adam.
Adam parkın içindeki tartan pistte koşuyordu. Ama ne koşmak... Kulaklarında beyaz dev kulaklıklar, dışarıdaki soğuğa aldırmayan ıslak tişörtü ve şortu ve yarın yokmuş gibi koşması...Biraz daha dikkatli bakıp, duran trafikte onu izleme fırsatım oldu. Sahi bu gece yetişeceği bir yer yok muydu? Evi neredeydi? Daha ne kadar koşacaktı? Sanırım en çok aklıma takılan ise ne dinlediğiydi.
Eskiden çok hızlı koşabilen biri olarak bildiğim tek bir şey var; koşmak yükselişe geçmektir. Duygulardan, anlardan, ritimden hatta kendinden yükseğe çıkıp bir süre varoluşun havada asılı kalan illüzyonunu izlemek sonra bedenin artan serotonin hormonuyla bir seviye daha yükseğe fırlamaktır. Koşmak, kimsenin seni yakalayamayacağına inanmaktır, koşmak kendine karşı geldikçe ruhunun zemine tutunmasıdır, koşmak biraz da zamanı ve mekanı bükmektir kendi hızınla...
Camı açtım. Bu ayazlı ıslak gecede,sırılsıklam olmasına rağmen koşan özgür adamın dışavurumunun ve yağmurun hafifçe yüzümü okşamasına izin verdim. Kasıklarımdaki yedi günlük yedi kat kesinin hafif sancısıyla eğilip Tanrı'nın bedenimde yaşam bulmasına izin verdiği yavrumun kömür rengi saçlarını öptüm. Ben gecenin içine koşan o özgür adam olmasam da içimde büyüttüğüm minik kosmosu kucaklayabilecek kadar ayrıcalıklıydım.
PODCAST
22 Ocak 2020 Çarşamba
16 Aralık 2018 Pazar
çok eskilerden, unutulan, bir sebepten yayımlanamayan ve bir anda hortlayan Paris anıları
Uçtum,uçtum...Bulutlara değdi kanadım...Sonra bir baktım...

Paris'teyim.CDG havaalanı,terminal 1.Bu şehrin kokusu çok keskin.Metroya geçiyoruz.Sidik kokusu,karanlık duvarlar,kirli bir insan kalabalığı.3 kadın etrafımızı sarıyor,bir tanesi hamile.650 euromuzu çalıyorlar,D.uyarmıştı oysa,metroyu kullanmayın diye.Ne olduğumuzu anlamadan kendimizi metrodan atıyoruz.Etrafta polis yok.Göçmenler,çingeneler,turistler,esrarkeşler,otuzbirciler,öğrenciler ve uyuklayanlar.
Karanlıktan çıkınca bambaşka bir yerdeyiz. Opera.Şehrin göbeği.Metrodaki karanlık yerini mis kokulu bakımlı,kibar insanlara ve uygarlaşmış sürücülerle dolu bir caddeye bırakıyor.Herkese kuşkuyla bakıyoruz.İngilizce sorduğumuz sorulara Franszıca yanıt alsak ta anlıyoruz birbirimizi.Bu kadar kalabalık caddelerde bisikletliler hiç bir sorun yaşamadan trafiğin içinde gidiyorlar.

Otelimiz bir başka hayal kırıklığı,e booking yapmışız ve resimlerdeki görünen odayla alakası yok.Fransız mimarisi dışardan muhteşem,içine girince ne kadar eski olduğu anlaşılıyor. Resepsiyondaki iri yarı zenciyi Gora'da beyni alınmış dolanan zenciye benzetiyoruz ve metrodaki talihsiz olaydan sonra ilk defa gülüyoruz.Odamızda kırık bir sandalye ve duvarlarda ayak izleri var.Burası 3 yıldızlı bir otel ama hostel kıvamında,yüzlerce euro'yu çoktan ödemişiz.Moralimizi daha fazla bozmamaya söz verip kendimizi Paris sokaklarına atıyoruz.Opera ve Lafayette bulvarında geziniyoruz,croque monseur yiyorum,cafe creme içmeden kalkmıyoruz.Garsonlar çok kibar.Oturdugumuz gibi masamıza cam karaflarda ücretsiz su geliyor.Menüde ağırlık yumurtada. Omlet ve baget ekmeğinde sandviçler hemen her yerde var.Ve tabi macaron lar.İnanılmaz lezzetli.
Champs Elysse'den seine nehrine doğru yürürken çok güzel bir park buluyoruz.Parktaki atlıkarıncalara biniyoruz.Keyfimiz yerine geliyor.
Kabus odamıza geri dönerken resepsiyonda yeni bir yüz görüyorum.Sophie. Sophie'ye odamızla ilgili hayal kırıklığımızı ve Parise geldiğimizden beri başımıza musallat olan sıkıntıları anlatıyorum.Mavi gözlerini kocaman açarak beni dinliyor ve ertesi gün bizi yeni bir odaya geçireceğine söz veriyor.Ertesi gün sözünü tutuyor ve bizi üst katlarda oteli kral dairesi sayılabilecek bir odaya geçiriyor.Hala 3 yıldız konforumuz yok ama en azından beyaz duvarlarımız,şehri görebileceğimiz ve oturabileceğimiz bir fransız balkonumuz var.
Ertesi gün bize en yakın olan Montmarthe mezarlığı ile mezarlık gezilerimize başlıyoruz.Montmarthe'de kahvemizi ve makaronlarımızı yiyip Sacre Coueur'a gidiyoruz.Ressamlar ve sanatçılar buradalar.Sokaklar rengarenk.Dans şovları,konserler ve bol bol insan var etrafta.Kara kalem resminizi veya karikatürünüzü 10-30 euro arası çizdirebiliyorsunuz.
yaşam kelebeği
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, üstümüzden insanlar, anılar ve kelimeler geçiyor.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, gerçekleşmesi an meselesiymiş gibi gelen ama ertelenen planlar geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, sahil kasabalarında konakladığımız otel odalarında dinlediğimiz balıkçı kayıklarının motor seslerinin boğuk tınısı geçiyor üstümüzden,
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yürüdüğümüz ormanların ruhları geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yaşamın dev deklanşörü patlıyor suratlarımızda.
Bir yerlerde, bir kelebek omuzlarımıza konuyor,bizimle beraber poz veriyor hayata.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, gerçekleşmesi an meselesiymiş gibi gelen ama ertelenen planlar geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, sahil kasabalarında konakladığımız otel odalarında dinlediğimiz balıkçı kayıklarının motor seslerinin boğuk tınısı geçiyor üstümüzden,
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yürüdüğümüz ormanların ruhları geçiyor üstümüzden.
Sen ve ben elele uzanınca yan yana, yaşamın dev deklanşörü patlıyor suratlarımızda.
Bir yerlerde, bir kelebek omuzlarımıza konuyor,bizimle beraber poz veriyor hayata.
8 Mayıs 2018 Salı
İnsan İnsan
Mnemosyne bekliyor başımda, sevgili bellek Tanrıçası.
Geçmişin tüm tozlarını yutup, anılardan alerji kapan çelimsiz belleğimi sarmalamaya hazır bekliyor. Geçmiş kandırıkçıdır Mnemosyne, tıpkı senin gibi.Yanılsamalarımız ile taçlanan eski zamanlar, belleklerimizin etrafını camdan bir koza ile örüyor aslında. Hatırladığımız an kırılacak ve anılara batacak her parçası kozanın. Oysa anımsayan, aldanandır. Beni aldatmaya geldin, biliyorum. Yine de beni havada asılı kalan tüm sözcüklerle büyülemene izin veriyorum.
Mnemosyne bir zamanlar çok inandıklarımı anlatırken bana, aslında o mu konuşuyor yoksa içimde susanlar bir sis bulutuna mı dönüşüyor? Ayrımsayamıyorum. Yeni kurduğum anlatılarla yontuyorum geçmişi,hayaletleri,nefesleri ve yazılan her kelimeyi. İyi ki yazmışım diyorum o zaman. Bellek Tanrıçasının muzip tuzaklarına düşmemek için yazmışım bazı şeyleri. Yazdıklarımı okurken susuyor. Gözlerini kısıyor gizleyemediği bir hasetle.Yazmadıklarımı anımsamaya çalışırken de keyifle çekiyor yüreğimi; götürüyor istediği kelimelere,ruhlara ve seslere.
Mesela önce kim soldu? Kimin yüreğinden çekildi yakınlık? Kimin kanı buzullara karıştı önce? Şimdi önemi yok.Sesler...Sesler beynimde dinmeyen kasırgalara dönüşüyor. Birisi öksürüyor. Belki bir konser esnasında olmadık yere öksüren tanımadığım bir ses bu, ya da o sırada yanımda oturan eski bir ruh.
Bir bakıyorum ki fotoğraflarına, gözlerin aynı ama bakışların farklı. Gördüğüm başka, gösterdiğin başka. görmek istediğim farklı, kabullenişim yaralı.Mnemosyne kulağıma fısıldıyor; ölü bir anlatı o hatırladığın kişi. Varken atan, yokken duran bir kalp; belleğinde ölmesini çokça dilediğin.
Salıverdim işte ben de böylece. Yeni anlamların borcunu ödeyemeyecekti çünkü. Bedeli zamanla eriyen eski bir yanılgıydı. Güzel kalan şeylerin hatrına hançerlemediğim ama sessizce öldürdüğüm eski bir yanılgı...
Denizin bulanmasını, güneşin batmasını ve günün şafağın bacaklarının arasından doğuşunu nasıl kabul ediyorsam, tükenişini de öylesine kabul ettim.
Öyle uzakta kal, sessizce solmaya devam et. Kurgulara bulandıkça hazinleşiyor silüetin.
18 Şubat 2018 Pazar
pekfena
saatleri ayarlayamama bilimleri uykusuzgözler bölüm başkanlığı'na,
oftalmologlarla ve hypno-psikoloji ile bağlarınız, varsa benim bu saatte burada ne aradığımla ilgili açıklamalarınızı arz ederim.
Kim bilir neredesin H.? Hangi kalıntının tozunu alırken bir an sıkıldın ve gökyüzüne baktın?
Günlerdir aklımda camambert peyniri, şarap ve kabak çiçeği dolması ile donattığımız sofranın anısı var.Boyumu işaretlediğim duvara kim bilir hangi tablo asılı şu an?
Biraz Pachelbel.
Anıların melodileri yanına alıp zihnime dalışını izlemek için ideal bir noktadayım.
26 Eylül 2017 Salı
Mevsim
Mevsimlerden benim kadar etkileniyor mu acaba herkes?
Hoş geldin sevdiğim mevsim. Hoş geldin yağmur. Hoş geldin sabah serinliği.
tıp tıp tıp seslerinde korunaklı mini yolculuklar, bitmek bilmeyen şarkılar...
Aklımda at koşturan hızlı diyalogların üstünü şefkatle örten gecenin sessizliği yavaş yavaş soluyor ensemde. Yarım kalan kitapların sabırlı bekleyişleri bana bir kez daha her şeyin bir zamanı olduğunu hatırlatıyor.
"Müziğin mükemmelliğine biraz daha hürmet edin, çok rica ederim."
Moliere "Kibarlık Budalası"
Kitaplarım benimle konuşuyor. Ya sizinkiler?
Hoş geldin sevdiğim mevsim. Hoş geldin yağmur. Hoş geldin sabah serinliği.
tıp tıp tıp seslerinde korunaklı mini yolculuklar, bitmek bilmeyen şarkılar...
Aklımda at koşturan hızlı diyalogların üstünü şefkatle örten gecenin sessizliği yavaş yavaş soluyor ensemde. Yarım kalan kitapların sabırlı bekleyişleri bana bir kez daha her şeyin bir zamanı olduğunu hatırlatıyor.
"Müziğin mükemmelliğine biraz daha hürmet edin, çok rica ederim."
Moliere "Kibarlık Budalası"
Kitaplarım benimle konuşuyor. Ya sizinkiler?
17 Nisan 2017 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
BAAAM!
Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...
-
Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...
-
çünkü ruhun siyah beyaz olsa da, akan kanın hâlâ kırmızı.
-
Küçük şeyler ne kadar güzel huzur veriyor! Bahçemizdeki sebzeleri sulamaya giderken, bahçede beslediğim 5 kuş türünden bir tanesi olan kuzgu...