PODCAST

27 Haziran 2009 Cumartesi

paketlenip gidesim var!


Oysa şimdi Moda'da bankların üstünde bir şişe şarap içmek,limonlu bahçede yayılmak,Galata'da fotoğraf çekmek,sakızlı dondurma yemek,arabada püfür püfür eserken Pink Floyd dinlemek,Alkazarda bir sinemaya gitmek,ya da sadece evde yayılıp fast food sipariş verip izlediğimiz bir filmi tekrar izlemek vardı...

Bütün bu güzel şeyleri özlerken önümdeki kocaman kiraz tabağı sırf çekirdek olmuş!



Playerda Björk çalıyor."Possibly Maybe" bu 4.çalışı.


"As much as I definitely enjoy solitude


I wouldn't mind perhaps


Spending little time with you


SometimesSometimesPossibly maybe probably love


Possibly maybe probably love"


Dışarıda kuşlar çıldırmış gibi cıvıldıyor.Elime fotoğraf makinasını alıp sokaklarda fotograf cekme istegimi baltalayan "köprü trafiği kabusu"beni bordo deri koltuguma zamklamış durumda.Starbucksa gidip bir kahve içme isteğim ise sabit uyuşukluğum vesilesiyle şu anda "not available"


Paketlenip gidesim var taaaaaa St. Tropez'e....




22 Haziran 2009 Pazartesi

sHibuMi



Evet.Sevgili dostum Zombi'nin ısrarları üzerine okumaya başladığım ve bitirmeye kıyamadığım "Şibumi" bitti.İlk önce Şibumi ne demek bir bilelim.


"şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır.O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllük demek. Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse... nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey."


Uzakdoğu felsefelerine ve saygıyla örtülü gelenekselliğine duyduğum yoğun ilgiden midir bilinmez ama ben Şibumi'yi okurken gerçekten çok iyi vakit geçirdim.Kahramanımız Nicholai Hel yarı Rus yarı Alman asıllı fakat Japon ruhu taşıyan Amerikan düşmanı bir insan."GO"oyununu şaşılacak derecede iyi oynayan,yakın algılama yeteneği sayesinde yanına yaklaşan canlıları görmeden titreşimlerini ve alfa dalgalarını algılayabilen,Baskça dahil 7 dili konuşan ve yaşına göre oldukça genç görünen bir savaşçı,filozof ve aynı zamanda katil. Nicholai Hel,küçük japon bahçesinde ve hayatında "Şibumi"yi aramaktadır.Bir çok kanlı olaya katıldıktan sonra Etchebar şatosunda inzivaya çekilmişken zalim bir dövüşe katılmak zorunda kalır.

21 Haziran 2009 Pazar

bağımsız ve naif EAGLE VS.SHARK



Bağımsız filmler genelde güzeldir,neden mi?naiftirler,renklidirler,yereldirler ve genelde iyi müzikleri olur.

Eagle vs. Shark'ı beklentisiz izledim,akışına bıraktım,akışa bırakınca güzel diyaloglara çok gülünüyor ya da akılda kalıyor.Özetle iki looser birbirine kavuşunca neler olur onu izliyoruz.

-i am a looser

-it doesnt matter.
ve
-she is an orphan,just like Oliver Twist

diyalogları bile çok naif geciyor.Aslında Lily karakteri sevgiye ve iyi niyete dair çok şey vurguluyor.Bir de çocukların ebeveynlerinin sevgisini kazanmak için bazen ne kadar da patetik ugraslara girdiğine tanık oluyoruz.Bu da kalbi şöööyle bir buruyor.

20 Haziran 2009 Cumartesi

what is chaos illusion?


chaos illusion appears when:


-faces smile darkly,


-people publish their lies with big pink fake fonts,


-inner peace is done,


-the shadows of small people get bigger,


-you wear the "Mask" of your crappy reality,


and still believe that it is a real "you"

18 Haziran 2009 Perşembe

EcoSphere istiyorum çok mu şey istiyorum?


Geçen gün D&R da gördüm ilk defa EcoSphere'i...Üzerinde ne olduğu yazmıyor,kapalı cam bir fanusun içinde mikro organizmalar,yosunlar ve lepistes gibi incecik turuncu balığımsı canlılar.Hemen bir yere not aldım nedir bu EcoSphere diye ve şimdi size araştırma sonuçlarını iletiyorum.

EcoSphere Nasa bilimadamları tarafında geliştirilen bir ekosistem ürünü.İçinde deniz yosunu ve filtrlenmiş su ,yeşil dallar ve çakıltaşı var.İçindeki o balığımsı şeyler karidesmiş ve bu yeşil dallar karidesleri suyun içindeki mikro organizmalardan koruyormuş.15-30 derece sıcaklıktaki güneş ışığı veya floresan ışığı bakımı için yeterliymiş.Hatta elimizde çok tutmamak lazımmış,ee malum beden ısısı 36 derece hassas ekosistemimizi bozabilir.Bu güzide karides yuvamızı sallamadan hırpalamadan muhafaza etmeliymişiz.Temizlemek içinden çıkan mıknatısları fanusa yapıştırmalıymışız.Bence muhteşem bir teknoloji.En ucuzu 199 ytl.Belki zamanla fiyatlar düşer.

İlgileniyorsanız sitesine bir göz atın.Ben çok beğendim!


23 Mayıs 2009 Cumartesi

wristcutters a love story

İntihar eden şahıslar "intihar kasabasına" paraşütlerle iniyor ve hepsi birbirine hapishane diyaloglarıyla konuşuyor sen buraya nasıl düştün hesabı:)
"how did you off yourself?"
Filmin adı "wristcutters" yerine "suicide town"filan olsaymış dedim çünkü bilumum intihar şekilleri görüyoruz. Mesela Sylvia Plath vari bir kafayı fırına sokma durumu yada elektro gitarının üstüne sahnedeyken bira döküp yüksek voltajdan göçme hali var. Bar sahnesinde joy division "love will tear us apart" çalarken Donnie Darko'dan sonra ilk kez bir filmde bu müziği duyduğumu fark ettim.
Tom waits var.Miracle camp'ın sahibi.-ben öyle diyorum-Otobanın ortasında köpeğini ararken uyuyakalır filan.Bilge ve kaçık havası var.
Müzikler şirin.Eugene karakteri oldukça eğlenceli.Eugene'in içinde karadelik olan bir arabası var yere düşen şeyler karadelikte kayboluyor.Bu en hoş kısmıydı.
Aşk ta var.5 dakika sonra döneceğim deyip dönmeyen kadınlar da var.
Tom waits güzel bir şey diyor mucizeler için:
"İt only happens if it doesnt matter
Comes without effort"
Belki moralim bozuk olmasaydı daha keyifli izleyebilirdim ama şimdilik 10 üzerinden 7.

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...