PODCAST

21 Eylül 2012 Cuma

weird owl - White hidden fire



alternatif iyidir.
kitap okumazsam nefes alamayacakmış gibi okuyorum yine...nasıl da acıkmışım.rüyamda kitap fuarını görüp gülümsüyorum ve uyanma alarmıma şöyle bir not düştüm "güzelliklere uyan Ela kız"
portakal çiçeği özlü beyaz çay içiyorum.bugün cuma.filmekimi geliyor.ve bu akşam sıkı bir film izlemeye hazırım.
bütün planları iptal edip kendimin tadını çıkaracağım.öperim hepinizi.

9 Eylül 2012 Pazar

saçlarımda sonbahar.



Fransızlar seni özledim demek için tu me manques derler..."Sen benden eksiksin" demektir bu...




30 Ağustos 2012 Perşembe

tumblr adresim

ve dahası,detayı,ıncığı cıncığı burada... http://elapathicwhales.tumblr.com/

26 Ağustos 2012 Pazar

Lacrimosa

Uzun zaman oldu.Kelimesiz kaldığımdan değil,soluksuz yaşamaktan yazamadım.Cebimde yazmak üzere biriktirdiğim kelimeleri unutmaktan korkmadım bu sefer. Rüyalar gördüm.Canlı.Renkleri solmamış.Ölümüne inanmadığım dostu gördüm ve yine bana aynı şeyi söyledi "Ben buralardayım,gitmedim bir yere" Uyanınca yanımda bulduğum soluk beni yatıştırdı.Göğsüne yüzümü gömüp ağlamak ve onun sessiz dinginliği ile yatışmaktı tek kurtuluşum... Ateşler içinde yanarken gördüğüm vesveseli halüsinasyonlardan beni kurtaran da O'ydu...Bahçeyi sulamış,üstü başı toprak içinde,terlemiş ama benim için koparttığı o minik fulya çiçeği ellerinde tertemiz kalmış...Baş ucuma koyup huzurla gülümsedi.Huzur bulaşıcıdır çoğunlukla...Gözlerimi karanlıkta açıp o minik çiçeği koklamak ve toprağa dokunmaktan hafifçe pütürleşmiş beyaz ellerine dokunmaktı beni o ateşlerden çekip alan... Aşk yüzyıllardır unuttuğun ve yüzyıllardır yaşadığın bir şeydir bence.Unutmuş gibi sarılmak,her zaman yaşıyormuş gibi de özümsemek gerekir.Ben bu cümleleri bilmezdim,bilemezdim,ezberim dağınıktı,göçebeydi hep ruhum,sevmediğimden değil,hatırlayamadığımdandı belki de....Oysa kalbim hep seven'di.Kendini sıfırlayacak kadar özveriliydi... Değişmek...Başkalaşmak...Kendine yabancılaşmadan olmaz sanırdım.Oysa şimdi aynadaki ben kendine çok daha yakın,göçebe ruh ise hala çok özgür ama tatlı bir emin oluşla olduğu yerde duruyor,köklenmek,birleşmek,coşmak ve BİR olmak adına...Ve biliyorum aynanın arkasındakini.Huzurla gülümsüyor,elalar ve sarılarla kırçıllanmış yonca yeşili gözlerinle ve hafifçe yukarı kalkan sol kaşı ile... Ayrılık kolay olmadı hiç.Şimdi de değil. Artık tütün sarıyorum ve içinde insan olmayan siyah beyaz fotoğraflar çekiyorum.Ağaç köklerini özellikle...Aklımda Corfu adasında geceleyin canlandığını hayal ettiğimiz ağaçlar,ve ormanlıkta kaybolduğumuz o gece...Üzerimize sarkmış üzgün suratlı zeytin ağaçlarının arasında bir sen ve bir de ben.Sabaha karşı vakitlerinin toz rengi sisi görüşümüzü çerçeveliyorken Pink Floyd çalmaya başlıyor.Shine on you Crazy Diamond...Atmosferin uyuşturucu etkisine kendimizi bırakıyoruz.Şarkı bitince elimdeki tütün kağıdını nemlenmiş buluyorum.Her şey o anda asılı kalıyor sanki...Lacrimosa...Gözü yaşlı demek.Ama yaşam böyle işte.Hep biraz nemli...Mutluyken bile nemlenen kalplerin hanedanlığında soluklanıyoruz ömrümüz yettiğince.
Ve sen bu satırları okuyan...Sen bu sabah ilk uyandığında o yüreğini ağzına getiren şaşkınlığını,kalp sıkışmanı ve aklına sıkışıp kalan "acaba" larını benimmiş gibi hissettim.Güzel niyetlerle tertemiz şeyler diledim senin için...Bunu dinle.Bırak ses duvarlara çarpsın...Bırak masandaki şarap kadehi hafifçe titresin...Unutma,hayat böyle...Lacrimosa.Her daim azıcık nemli,ama yine de sahiplenmeye,ayakta durmaya ve ışıldamaya değer...

21 Temmuz 2012 Cumartesi

aşka dair bir şeyler

Yarı güneşli hafif serin bir cumartesi evde sırt üstü yatıyorum. Gördüğüm rüyalar aklımda.Ve Breakfast at Tiffany's in son sahnesini izliyorum.Kadın,adam,aralarında sarı bir kedi,yağmur ve kedi tüyleri ıslak dudaklarına yapışmış kadının aşığını beceriksiz öpüşleri. Romantizm anlayışımın güncel romanstan farklı olduğunu oldum olası biliyordum zaten. O yüzden romansın eleştirisini yapmayacağım ama bu film ile Audrey Hepburn'un dişilik ve zerafet sembolü haline gelmesi ise tam bir fiyasko bence.Kadının başkasının parasının gölgesi altında ayakta kalmaya çabalaması daha da kötüsü bir kadının tutkudan yoksun kalışı...Tutkusuz sevmek; bacaksız koşmak veya ne bileyim nezleyken şarap içmek gibi...Kadın ve tutku birbirinden nasıl ayrılabilir ki? Adının sevgi olduğu farzedilen tutkusuz aşk sünnet edilmiş bir ruh gibi acıtmaz mı? Birine sarıldığında kendini bulmuyorsan ten ne kadar gerçek hissedebilir ki? Aşk özgürleştikçe güzeldir... Dalları birbirine değmeden ama kökleri bütünleşmişken gerçektir. Aşk bir dayanaksa ve nefes almıyorsa o aşk değil duygular dünyasının en sahtekar aldanışıdır. i zoi einai oraia mazi so,makari na isun edo... az kaldı sevgili...

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...