PODCAST

27 Eylül 2013 Cuma

Closer



Ah..
Bazen nedenini bilmediğin ve anlamadığın bir şekilde elin ses düğmesine gider.İlk kez dinlediğin bir şarkıdır ama volüm ne kadar yükselirse yükselsin kısık kalır.
Özlemekten genzi yanmış bir adamın ve ağlarken uyuyakalmış bir kadının sesinden öte ne tüylerini ürpertir?
cevabı yoktur bazı şeylerin...tam o sırada,o tıkanıklıkta,o düşüncelerin karanlığında yaşanan boğuşmacada benliğinin bir köşesinden yağmur yağmasını dilemek geçer.sonra da ne olur biliyor musun? yağmur yağar.

10 Eylül 2013 Salı

Tanrı,Anne.

EN sevdiğin mevsim geldi.Ben neler yapıyorum. Ah nasıl da omuzlarım düştü rimellerim aktı dün gece. Ah nasıl da korktum ben bir çocuk gibi...Annemin yanına koştum.Ilık koynuna girip göz yaşlarımı kalbine doğru bir ip gibi akıttım.Anne kokusuyla sarmalandıkça yumuşadı yanaklarım...Kabuslardan geçtim sana geldim dedim.Yanına yatırdı beni.Sihirli ellerle şifa verdi bana.Sonra o büyülü tülbenti örttü gözlerime."Bu sihirlidir,uyku serpecek gözlerine" dedi...Anneler hep doğruyu söyler biliyor musun? En çok kızdığında bile en doğruyu söyler. Peki beni sınamaların bitmedi mi ey Tanrı? Beni neden korku topraklarına saldın yine?

18 Ağustos 2013 Pazar

kuytunu bul

Yazarız ve sileriz bazen. Çünkü hayat böyle.Seyircimize göre oynuyoruz.Seyirci bize soru sorsun istemiyoruz bazen.Neden?Neden bunu yazdın?Yoksa?...ile başlayan sorular biliyoruz ki bizi açık denizlere götürecek ve soruların elleri bizi o denizde boğacak. Ağlamak için en güzel yerlerden birisi uçaklardır.Gözlüğünü takarsın,içkini istersin-ki muhtemelen benim için bu tek buzlu bir viskidir-sonra telefonunun şarjı yoksa uçağın müzik kanallarına mahkum olursun.Tıpkı benim gibi... Sevgiliden ayrıldıktan sonra uçakta dinlenilmemesi gereken şarkılar listesine bir şarkı daha eklenir. Bir süre ağlarsın.En kötüsü ise bir sevgiliyi bir daha ne zaman göreceğini bilemeden bir başka ülkede bırakmaktır.Boş bir patates çuvalısındır sen aslında o koltukta sinmiş...Viski içebilen,müzik dinleyebilen ama içi boş bir patates çuvalı. Fotoğraflar anları dolduran ve havada asılı kalmış zaman kırıntılarıdır. Fotoğraflar gözlerin ve belleklerin deja vu'sudur. Yine de yazmak lazım.Yazman lazım.Gerekirse seyircinin olmayacağı gizli sahnelerinde oynamak için bile olsa yazman lazım. Satır aralarının da konuştuğu anlardır aslında bizi özgür kılan bazen. Yanılıyor muyum?

16 Ağustos 2013 Cuma

altıbiron

bir harp melodisi sırasında bana söylenmiş mırıltı: bir tek gamzen yenebilir o yapay direnişi besleyen iç korkuyu...

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Gülümse


Gülümsemek.Yazılarımda çok kullandığım bir fiil. insanlara en çok yakışan eylem gülümsemek bence. İnsanlar ve aklımda kalan gülümsemelerini yazmak istiyorum.



Kişi1: su birikintilerinin üzerine yansıyan görkemli ağaçların elimdeki eski analog makine ile fotoğrafını çekerken gülümseyerek beni izliyordu. Birikintilerin üzerinde paçalarımı sırılsıklam ıslatana kadar dans ettim.Yağmur başlamıştı. Koşarak yanıma gelip bana sarıldı. Yanaklarımı sıkarak yüzümü yüzüne çevirdi. Kalbiyle gülümsüyordu sanki. Yakınlarda minik bir tavernaya gittik. Ben yağmuru seyrediyordum o ise beni. Hala gülümsüyordu. Kişi 2: Bordo koltukta oturup beni dinliyordu. İş hayatımın, çocukların bana öğrettiği şeydi anlatmak...Giderek kendimi anlatmakta daha yetkin hale geldiğimi hissediyordum.İlk defa beni eleştirmedi.Yüzü çok güzeldi.Pembemsi.Gülümseyerek keyifle karanfilli sigarasını içiyordu.Sevincimden ruhum bile gülümsedi o anda. Benimle gurur duyuyordu.Sürekli gülümsüyor,ağzımdan çıkan her kelime onu keyiflendiriyordu. Kişi 3: Cennete giden küçük meleğimin bana olan aşkını ona anlatırken gülümsüyordu. Başında fötr bir şapka vardı. Haliç nehrine bakan ev biraz soğumuştu. Masada marzipanlı çikolata ve rakı bardağına doldurulmuş viski vardı. Last fm zeki müren radyosu çalıyordu ve erken gelen bir kış akşamı daha üzerimize çökmüştü. Kişi 4: Dilini hiç anlamadığım halde yüzüme bakarak konuşuyordu. Sonra ellerini açarak "dictionary "dedi.Bir sözlük alıp biraz pratik yapmamı ve bir daha ki görüşmemizde benimle Yunanca konuşmak istediğini söylerken gülümsüyordu. Cam mavisi gözleri ile gülümsüyordu hem de... Kişi 4: Mavi mi Yeşil mi diye sormuştu.Ben yeşil demiştim.Bu yüzden bir ormanda buluştuk birbirimizi ilk görmek istediğimizde. O ormanın bir ucundan başlamıştı, ben de diğer ucundan. Bir tane kırık köprüyü geçtikten sonra karşımdaydı. Gece mavisi bir eşofman üstü giymişti. Hiç konuşmadan ellerini ellerime kenetledi ve öylece bir süre kaldık. İkimizin de gözleri kapalıydı. Gözlerimizi aynı anda açınca kulaklıklarımızı değiştirdi. İkimizin de o anda aynı şarkıyı dinliyor olmasının o tuhaf rastlantısı onu gülümsetmişti. Gökyüzüne bakarak gülümsüyordu. All Angels Gone "Stephen H." çalıyordu. Kişi 5: Yüzlerce kamuflajlı asker bir meydanda toplanmış ve uzun zamandır görmedikleri aileleri ile kucaklaşıyorlardı. O,ortada sanki kaybolmuş,unutulmuş gibi duruyordu. Etrafına bakınıyor ama beni göremiyordu. Giderek yaklaşıyordum. Beni görünce yüzü aydınlandı.Bir melek kadar güzel gülümsüyordu. Kişi 6: Bir çuvaldan yaptığım elbiseyi üzerine giydirirken Cutten Eye Joe mu çalıyordu yoksa Push The Tempo mu bilmem. Çok güzel gülümsüyordu. Bir çuvalın içinde böylesi gülümseyen başka bir insan görmedim ben. Kişi 7: Küçük bir bebeğin doğumundan itibaren her gün 1 sene boyunca çekilmiş videosunu izlerken elini çenesine dayamış gülümsüyordu ve "senin bebeğin bundan daha güzel olur" diyordu.

Kim Ki Duk- Pieta

BAAAM!

Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...