Küçük bir oyuncak kaplumbağam var. Üzerindeki sert kabuğunda minik delikler var. Deliklerin içinden renkli ışıklar çıkıyor. 3 tane değişik müziği var. İstediğimi seçiyorum. Karanlıkta yatağımın üzerine koyuyorum ve tavana yansıyan ışık oyunlarını izliyorum.
Uzun zaman sonra kendime CDler aldım. CD çalarımı baş ucuma koydum. Çok enteresan bir duygu verdi. CD çaların geçmişi hiç uzak bir geçmiş değilken şimdiden analog kültürler arasında saygın bir yer edindi. Işığın Yansıması, Cenk Taner ve Genç Osman'ı aldım.
Klavyeyi 10 parmak kullanmayı bilmiyorum.
Elektronik sigaramın şarjı bozulunca çok üzülüyorum.
Sleep Party People konserine gitmeyi istiyordum ve bu ay geldiler ayağıma.
Yazdığım her şeyi bırakacak kimim var?
Bugün bir bardak süt içtim.
O gece uyanıktım.
Yaptığım şey saçmaydı.
Sebebi vardı.
Her hangi bir şey her şeyden çok heyecanlandırabiliyor beni.
Hepinizi çok sevdim.
Hepinizi aldattım.
Saat 21:11 ve bir başka aptal mail daha geldi.
indirdiğim üç filmden hangisini önce izleyeceğimi düşünmek bana hiç bir hissiyat vermedi.
içinizden bir tanesi bir hikaye olmaktan kaçtı, ara ara boğazına yapıştım, yine kaçtı. Şimdi vahşi bir geyik gibi yabansılığı ile sevişiyor.
kadınlar 30 yaşından sonra gerçekten kadın oluyorlarmış.
kendimi yanında özgür hissediyorum. bu alışkın olmadığım bir şey.
biraz aynı çoğunlukla başka boyuttayım.
uzayda kar yağmaması canımı sıkıyor.
istanbul'da kar şımarıklık yapıyor.
helyum gazı oksijenden hafiftir bu yüzden uçan balonların içinde helyum vardır.
renkli çizgili çoraplarım var ve fena halde uzun soluklu bir uykuya ihtiyacım var.
böyle durumlar.
PODCAST
2 Şubat 2014 Pazar
1 Şubat 2014 Cumartesi
16 Ocak 2014 Perşembe
11 Ocak 2014 Cumartesi
durup iki dakika simsiyah düşündükten sonra aklıma gelen ilk şeyler
İlhamım sönerse,
yazdığım her şeyi unutun. Bir anda Tanrı yaparım ben sizi, bir anda bir pas lekesi kadar değersiz. Mega hüzünlerin ve bakteri dolu detayların içinde uzun bir zaman hareketsiz oturup korkunç bir dikey ivme ile karşınıza dikildiğimde bana hesap sorun. Varlık bildiren çekimsiz eylemlerinizle yorun beni. Ah yalanlarınıza bulaşmış yalanlarım ne kadar da çirkin sırıtıyor değil mi?
Şimdi yazdıklarımdan anlayamadığınız her şeyle beraber oturup yanılın. Yanılgılarınız için için bu akşam. Size söylediğim yalanlara için.
ay hala gökyüzünde,en beyaz makyajı ile.
23 Aralık 2013 Pazartesi
uçmak istersem
rüyalarımdan çık artık.
senin gezegeninde kraterlerin bile üstü plastik korumalarla çevrili.
12 Aralık 2013 Perşembe
Yaşam Bölüm 1 Kapanış
kuzey yarımkürenin en çok üşüdüğü günlerdeyiz. Mevsimlerim değişti. En çok sonbaharı severken şimdi de kışı sever oldum. Küçücüktüm, 7 yaşında, ilkokul müsameresi, okumayı öğrenmenin o sevinci, sonbahardım ben.Kendi dünyasında mutlu bir çocuk.Başımda kahverengi,sarı yapraklardan bir taç- Perinur teyze yapmıştı, balerindi, sonraları çok şişmanladı,tek parça ve siyah bol elbiseler giyerdi,ufak tefek ve kederli bir kadın- annemin çocukluğundan kalma sapsarı bir elbise giyinmiştim. üzerinde boncuklar. Gözlerime neden mavi far sürmüştü annem? Kristal gibi kırılgan bileğime elbiseme uysun diye o sarı mika bileziği takmıştı. Mikrofonu ağzıma dayamıştım. "Kafanı kaldır kafanı kaldır" diye el kol işaretleri yapan okul müdürünün üzerimde yarattığı stresle mikrofonu daha da ağzıma götürmüş,belki de ilk kez birine o kadar öfkelenmiştim.ve şiir hala aklımda, hiç izi silinmeyecek bir diz yarası gibi,aklımdan gitmeyen bir loop.
Ağaçların yaprakları
Yavaş yavaş sararıyor,
Sonbaharın rüzgarıyla yere düşüp kararıyor,
Zümrüt gibi o yemyeşil çayır çimen leke leke
Gün geçtikçe biraz daha boyanıyor sarı renge
Bahçelerin dallarında yuva yapan bütün kuşlar,
Şimdi artık yağmurlardan korunacak yer ararlar
Ey sonbahar sen gelince leylekler de gitti artık
Sıcak ülkelere doğru kırlangıçlar yol aldılar
EY SONBAHAR, EY SONBAHAR
Sende bir güzellik var...
Bu şiiri kendi çocuğuma okuyacağım bir gün belki de...
Alkışlamışlardı. Alkışlar bitene kadar gözlerimi odakladığım o gri halıfleksten gözlerimi ayırmamıştım. Çok şey değişmiş. Artık öfkelendiğim insanların gözlerinin içine içine,bakışlarım zihinlerine işleyene kadar bakabiliyorum. Göz kırpmadan meydan okuyorum. Seri konuşuyorum. Okuduğum yüzlerce kitabın ruhları zihnimde fırdolayı dönüyor ve bana minnet borçlarını ödemek istercesine usta cümleler söyletiyorlar bana. Kitaplar...Kapakların içine gizlenmiş eşsiz dost ruhlar..
Son zamanlarda gün ışığı bitmeye yakın bir zamanda oturuyorum pencerenin kenarına. Gözlerim acıyıp harfleri birer leke olarak görene dek okuyorum. İçime çeke çeke,ruhumla kelimeleri emerek okuyorum. Ne kadar da açım ben hep. Hayata...Bilmeye...Arvo Part,Olafur Arnalds, Philip Glass,Jonsi&Alex,Max Richter...Yine dinlemeye doyamıyorum.
Yaşamımın önemli bir bölümünün kapanışını okumaya kıyamadığım kitaplar gibi yazıyorum aslında...Kendi kuracağım düzene hazırlanıyorum. Sevdiğim her şeyin ve herkesin kıymetini ta içimde duyumsayarak...Canlarımı,yaşadığım bu kenti,evimi,dostlarımı,sokakları,dilimi ve anılarımı bırakarak...
Bugün küçük bir öğrencimin dediği gibi...
"Çok kalmışsınız buralarda"
Ağaçların yaprakları
Yavaş yavaş sararıyor,
Sonbaharın rüzgarıyla yere düşüp kararıyor,
Zümrüt gibi o yemyeşil çayır çimen leke leke
Gün geçtikçe biraz daha boyanıyor sarı renge
Bahçelerin dallarında yuva yapan bütün kuşlar,
Şimdi artık yağmurlardan korunacak yer ararlar
Ey sonbahar sen gelince leylekler de gitti artık
Sıcak ülkelere doğru kırlangıçlar yol aldılar
EY SONBAHAR, EY SONBAHAR
Sende bir güzellik var...
Bu şiiri kendi çocuğuma okuyacağım bir gün belki de...
Alkışlamışlardı. Alkışlar bitene kadar gözlerimi odakladığım o gri halıfleksten gözlerimi ayırmamıştım. Çok şey değişmiş. Artık öfkelendiğim insanların gözlerinin içine içine,bakışlarım zihinlerine işleyene kadar bakabiliyorum. Göz kırpmadan meydan okuyorum. Seri konuşuyorum. Okuduğum yüzlerce kitabın ruhları zihnimde fırdolayı dönüyor ve bana minnet borçlarını ödemek istercesine usta cümleler söyletiyorlar bana. Kitaplar...Kapakların içine gizlenmiş eşsiz dost ruhlar..
Son zamanlarda gün ışığı bitmeye yakın bir zamanda oturuyorum pencerenin kenarına. Gözlerim acıyıp harfleri birer leke olarak görene dek okuyorum. İçime çeke çeke,ruhumla kelimeleri emerek okuyorum. Ne kadar da açım ben hep. Hayata...Bilmeye...Arvo Part,Olafur Arnalds, Philip Glass,Jonsi&Alex,Max Richter...Yine dinlemeye doyamıyorum.
Yaşamımın önemli bir bölümünün kapanışını okumaya kıyamadığım kitaplar gibi yazıyorum aslında...Kendi kuracağım düzene hazırlanıyorum. Sevdiğim her şeyin ve herkesin kıymetini ta içimde duyumsayarak...Canlarımı,yaşadığım bu kenti,evimi,dostlarımı,sokakları,dilimi ve anılarımı bırakarak...
Bugün küçük bir öğrencimin dediği gibi...
"Çok kalmışsınız buralarda"
GİTMEK
Bu vadideki karanlığı
ve büyük soğuğu düşün
B. Brecht
Gitmek. Bir hançeri inceltip
Okyanusa daldırmak isteği
Ya da düşebilmek atlasların
Dışına ki ey kalbim
Yalnızsın bu yolculukta da
Gitmek. O kaos duygusu, aklın
Sarsıntılarla yorgun düşüşü
Bilincin kamaşması belki de.
Rehin bırakılacak bir şey yok
Unuttuklarından başka.
Gitmek. Bir büyü gibi saran
Ağrılar yumağı, kışkırtılmış
Düşlerdir ki sen şimdi
Esirgeme kendini kalbim
Kederin o derin yalnızlığından
Ahmet TELLİ
Gitmenin en hazinli şiirini yazdığını biliyor mudur acaba Ahmet Telli?
Benim gidişlerim hediye paketlerine sarılı oysa ki, benim gidişim beyaz tüllerin içinde rengarenk kurulan hayallere uçmak.
Benim gidişim kitaplarımı,anılarımı da yanıma alarak eş ruha kavuşmak.
Benim gidişim arkamda bıraktığım canlarımı kalbime ekerek gitmek.
Benim gidişim hep döneceğim kentimi kısa sürelerle sizlere bırakmak olacak aslında...
1 Aralık 2013 Pazar
mikser
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
BAAAM!
Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...
-
Zihindeki kara kutuları patlatmaca. BAM! BAM! BAM! Sadece rüyalarda olan şeyleri öldürmece. BAM! BAM! BAM! Kimseye göndermeyeceğin halde yaz...
-
çünkü ruhun siyah beyaz olsa da, akan kanın hâlâ kırmızı.
-
Küçük şeyler ne kadar güzel huzur veriyor! Bahçemizdeki sebzeleri sulamaya giderken, bahçede beslediğim 5 kuş türünden bir tanesi olan kuzgu...