15 Ocak 2017 Pazar

canavar ünlülerim müzesinden notlar

Piyano tuşlarına ilk basışımdı. İnsanın kendini beceriksiz hissetmesi için bir kaç düzine siyah ve beyaz tuşun yeteceğini hiç düşünmemiştim. Pencereden bakıyordum. Oda sıcaklığı giderek düşüyordu. "Şimdi çalmaya devam et. Aynen sana gösterdiğim gibi" dedi ve gitti. Aynen gösterdiği gibi yapıyordum. Parmaklarım yetmiyordu. her seferinde yeni baştan başlıyordum ama yine olmuyor yine olmuyordu. IAMX "KINGDOM OF WELCOME ADDICTION" Bir süre sonra yanıma geldi. Elindeki tepside kocaman bir kase,kasenin içinde yeşil bir çorba vardı. bezelye çorbası.parmaklarım yavaş yavaş açılıyordu. bir yandan bezelye çorbasını kaşık kaşık içiriyordu bana. -İçirdiği her şey kana dönüşüp yüreğimin damarlarından çıkmak için çabalayacaktı sonra ama ben bilmiyordum.- O gece kar yağmış mıydı? Yağmadıysa da çok soğuktu. Kingdom of Welcome Addiction. Yine şifreli bir adagio. Şifrelerle arası çok iyiydi ve ben kilitleri açarken hep zorlanırdım. şimdi ise bedenim küçücük. Masanın yanındayım.41 gün okula gitmemişim çünkü onun ağzının kokusu midemi bulandırıyordu. İskelet parmakları ile bana dokunacağını düşünmek bile karnımın ağrısını artırıyordu. "Okuyeceksin" diyor. "Okuyacaksın" demen gerekmiyor mu acaba diye düşünmüş müyümdür? kim bilir ? 41 gün boyunca babamla okumaya başlamıştım oysaki. Babam kelimelerin altını ikişer ikişer çizmişti, her gün okumuştuk. Şimdi öç alma zamanıydı. Nefesimi tutmaya çalışarak okumaya başladım. Ağzımı her açtığımda onun açık mide kapakçığının yaptığı salınım -bu annemin ağız kokusu teorisiydi,gerçeği hiç bilemeyecektik- içime doluyordu. Kırmızı kurdeleyi alana kadar dayanacaktım. Okuma bitti. titriyordum. iskelet parmaklar yakama uzandı. güzel bir şeyler söyledi o an belki. ben sadece kalın dudağının kenarındaki dev bene bakıyordum. o konuşurken beni dalgalanıyordu, dans ediyordu sanki -kalbimi öfkeyle dolduran o ben- yakama kırmızı bir kurdele iliştirdi. Sanki o kurdele yakama takılmıyor bir çekiçle vurularak çakılıyordu. Bu seremoninin hızla bitmesini bekleyip bir roket atar hızıyla ahşap sırama geri döndüm. göz ucuyla kurdeleye baktım. iskelet parmaklar sanki hala üstündeydi. bir diğeri ise ağzı baca biçimli bir canavardı. sigara dumanları içinde yaşıyordu, nadiren kahve dumanıyla karışıp atmosfere salınıyordu. Yüzünde ay kraterlerini andıran delikleri 1 numara fondötenle dolduruyordu. Sarı saçları cips yedikten sonra elimde kalan yağ gibi bir şeyle kaplıydı. Saç tellerinin delikleri de büyüktü. Tutunamayan teller dökülüyordu. omzunda, kıçında ve tuhaf yürüyüşünde hep bir saç teli asılıydı. -o saç telleri konuşamazdı ancak çığlık atardı bence- beni bir başkasının odasına çekti. Akşam üstü güneşinin odadaki tozların sansürünü yapacak hali yoktu. Sinsi ve süslü ön cümlelerin ardından ağzındaki bıçaklı baklayı çıkardı. -Arkamdan konuşuyormuşsun dedi. -Ya öyle mi? -evet. 3 ayrı kişiden duydum. -Bunu söyleyen sesler nerede o zaman? -Bunu söyleyemem. -Neden? -Söz verdim. -Ve şimdi o üç hayaletin sesleri için kendimi savunmamı mı bekliyorsunuz? -sen ne burcusun? -aslan. siz? -akrep.sokarım. -ben de gururum için yaşarım.söyleyecekleriniz bittiyse çıkıyorum. -dur bekle, senin köleler üstünde olumlu bir etkin olduğunu düşünüyorum. benimle işbirliği yapmalısın. -arkanızdan konuşan biriyle işbirliği yapmak burcunuzun bir başka özelliği mi? -çok cesursun. -gidiyorum.hayaletlere selam söyleyin. odada uçuşan tozları bir mıknatıs gibi çeken yağlı saçlarına son kez baktım. burada daha fazla kalamazdım. önce kendime ait bir odam olmalıydı. sonra da beni oradan çıkaracak ilahi bir kurgu. ve öyle de oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çekinme,yaz.