Bir hikaye yuttum.Sindirene kadar kalbim uyuyacak ve gözlerim açık kalacak.Uykularım eskiden fırından yeni çıkmış poğaça kadar tazeydi benim...
Şimdi soruyorum:Uykusunda bile düşünen bir balina ne kadar yanılabilir?
Balinalar tam olarak uyumazlar. Bizim gibi derin uykuya dalamazlar. Çünkü soluk alabilmek için düşünmeleri gerekir. İnsanlar ve diğer birçok memeli, otomatik olarak (istemsiz) soluk alırken, balinalar otomatik olarak soluk almazlar. Bu yüzden eğer suyun içinde uyurlarsa boğulabilirler. Balinalar uyumak yerine kısa kısa kestirirler. Su yüzeyine yakın bir yerde beyinlerinin yarısı ile uyurlar. Beyinlerinin diğer yarısı soluk almak amacıyla uyanıktır. Bir süre sonra uyanık olan taraf uyur. Beynin diğer bölgesi soluk almak için nöbet tutar.
Deneyin: Gözlerinizi kapatarak kendinizi yorganı başına çekmiş uyuyan bir balina olarak düşünün. Bütün dikkatinizi soluk almaya verin. Sayarak on kez soluk alıp verin. Gözlerinizi açın.
Bunu her uyuduğunuzda yapmak zorunda olduğunuzu hayal edin. Ne kadar zor olurdu değil mi? Ama balinalar bizden farklı canlılar olduğu için bunu yapabiliyorlar.
Tuhaf bir not:Sevdiğin birinin dinlediği müziği dinlerken onun tam olarak ne hissettiğini anlaman için harcanan çaba şarkının heba olmasına sebep olur.
Canım annem,senin toprağından doğmuş olmak ne kadar güzel...Ve sen bugün ilkbaharın gelişi kadar güzelsin...Kalbin ve bedenin daima yeşil kalan ağaçlar gibi taptaze olsun...
11 Mart 2012 Pazar
5 Mart 2012 Pazartesi
anda belirmek azcık ta delirmek,sakıncası yoktur tükenmenin...
Kalp te şişer bazen...
İçine tıkıştırılanlarla.
Yapısına uyumsuz bir şeyler içine dolmaya başladı mı hemen error vermez. Güçlüdür.Dayanır.Teknolojik ürünler gibi su aldı mı bozulmaz,daha da direnir,şişer şişer ama o an gelir-KUSURSUZ bir altüst olma dürtüsü ile,-ne olduğunu anlamadan,çarpık bir çaresizlik,ruhtan yükselen kaynamalarla infilak eder.
Neden böyle oldu dersin.Cevabını en doğru bildiğin şeydir aslında bu.Bazen cevabını çok iyi bildiğimiz şeyler,cevabını hiç bulamadıklarımızdan daha da çok ürkütür bizi.Bazen en çok cevabını bildiklerimizin yalana dönüşmesini isteriz.Bile bile kendi yalanlarımıza inanmayı isteriz,seçeriz,beceririz...en beceriksiz halimizdir o...
Bu halin çok görkemli bir hali vardır aslında...Bunu göremeyiz genellikle.İnsanımsı yanlarımızı ayıplamaların volümü arttıkça suçlu suçlu çökeriz olduğumuz yere,üstümüze de geceyi örteriz.Göremeyiz ki geceden daha da karanlıktır aslında kalbimiz...
En çok kaybederken sahip olduklarımıza sarılırız.İşte bu kalbin infilakının en kudretli sebebidir.Oysa bazen herşeyi kaybetmek,herşeyden vazgeçmek en temiz halimizdir.Ne kalmıştır ki daha? Ne kalabilir ki? Kim korkutabilir ki?Kaybedersin.Diptesindir.Sonrası çıkıştır.Daha düşecek yerin kalmamıştır.
Kalbimiz karanlıkken aydınlık planlar yapmak kendimizi en kuytuda sıkıştırıp becermektir aslında.Kimsenin haberi olmaz bundan.Olsa sanki önemli bir şeymiş gibi gelir ama önemsizdir aslında...Önemli olan şey içimizdeki bitişlerin bizi ele geçirmiş olduğudur.Virüstür bu.
Yüreğinin ışıklarını aç,rehberin olsun.Sakın korkma.
Hayatı öğrendiğimiz kitaplara,keskin huzura,
mayalandığımız ıssızlıklara ve uykusuzluktan beyin hücrelerimin kıvrımlarının değişen renklerine selam olsun.
İçine tıkıştırılanlarla.
Yapısına uyumsuz bir şeyler içine dolmaya başladı mı hemen error vermez. Güçlüdür.Dayanır.Teknolojik ürünler gibi su aldı mı bozulmaz,daha da direnir,şişer şişer ama o an gelir-KUSURSUZ bir altüst olma dürtüsü ile,-ne olduğunu anlamadan,çarpık bir çaresizlik,ruhtan yükselen kaynamalarla infilak eder.
Neden böyle oldu dersin.Cevabını en doğru bildiğin şeydir aslında bu.Bazen cevabını çok iyi bildiğimiz şeyler,cevabını hiç bulamadıklarımızdan daha da çok ürkütür bizi.Bazen en çok cevabını bildiklerimizin yalana dönüşmesini isteriz.Bile bile kendi yalanlarımıza inanmayı isteriz,seçeriz,beceririz...en beceriksiz halimizdir o...
Bu halin çok görkemli bir hali vardır aslında...Bunu göremeyiz genellikle.İnsanımsı yanlarımızı ayıplamaların volümü arttıkça suçlu suçlu çökeriz olduğumuz yere,üstümüze de geceyi örteriz.Göremeyiz ki geceden daha da karanlıktır aslında kalbimiz...
En çok kaybederken sahip olduklarımıza sarılırız.İşte bu kalbin infilakının en kudretli sebebidir.Oysa bazen herşeyi kaybetmek,herşeyden vazgeçmek en temiz halimizdir.Ne kalmıştır ki daha? Ne kalabilir ki? Kim korkutabilir ki?Kaybedersin.Diptesindir.Sonrası çıkıştır.Daha düşecek yerin kalmamıştır.
Kalbimiz karanlıkken aydınlık planlar yapmak kendimizi en kuytuda sıkıştırıp becermektir aslında.Kimsenin haberi olmaz bundan.Olsa sanki önemli bir şeymiş gibi gelir ama önemsizdir aslında...Önemli olan şey içimizdeki bitişlerin bizi ele geçirmiş olduğudur.Virüstür bu.
Yüreğinin ışıklarını aç,rehberin olsun.Sakın korkma.
Hayatı öğrendiğimiz kitaplara,keskin huzura,
mayalandığımız ıssızlıklara ve uykusuzluktan beyin hücrelerimin kıvrımlarının değişen renklerine selam olsun.
26 Şubat 2012 Pazar
CRR'ye konserlere araba ile gideceklere bir uyarı
Cuma gecesi Jan Garbarek Group konseri enfesti.Şunu söyleyebilirm ki Trilok Gurtu performansı ile bütün izleyicileri büyüledi.Perküsyonun Tanrısı olsa bu kişi kesinlikle Trilok Gurtu'dur bence.
Hiç sözlerle konuşmadılar çünkü dinleyicilerle iletişim kurmak için sadece müzik vardı ve iliklerimize dek işledi o melodiler.Biletler bitmeseydi aynı konseri bir kez daha ertesi gün izleyebilirdim.O kadar içime işledi müzik.
Çıkışta tatsız bir olayla karşılaştık.CRR nin 2 aylık bülteninin son sayfasında İnter Kat otopark'ın konser izleyicilerine sabit ücretin 8TL olduğu yazıyordu.Otoparka gittiğimizde konserden çıkan insanların oluşturduğu uzun bir kuyruk vardı.O yazıyı okumayan izleyiciler kaldıkları saatin ücretini ödüyorlardı,gişedeki görevli hiç kimseye bunu hatırlatmadı.Hatırlatmasına bile gerek yok zaten.Bir çoğunun ellerinde biletleri vardı ve burada yapılabilecek ufak bir hatırlatma bir iyi niyet göstergesi olacaktı.Ama bu yapılmadı. Üstüne üstlük bizden kaldığımız sürenin ücreti alındı.Bir yanlışlık olabilir belki bu otopark değildir diyerek istenen ücreti verdik.Bu arada görevliye "biz CRR de konserden çıktık,indirimli otopark neresi burası değil miydi?" diye sorunca sanki Sırpça konuşuyormuşuz gibi bizi anlamazdan geldi ve sinirlenerek elimize otopark makbuzunu sıkıştırdı. Tekrar aylık ajandaya baktık ve indirimli otoparkın bu olduğunu görünce gişe görevlisine gidip "neden 8TL almanız gerekirken,bizden ve diğer insanlardan fazla para alıyorsunuz? diye sordum. Tersleyerek "ben nereden bileyim konsere gittiğinizi"diye laf kalabalığı yaparak bir de bizi yalancı durumuna düşürmeye çalıştı.Bütün bunları yaptığı yetmiyormuş gibi elimden konser biletimi de aldı ve bu bilet burada kalıyor dedi.Ömrümde böyle bir uygulama görmedim ben.Zaten muhtemelen o an paniklediği için bilete el koyma gereği duydu ki bu da ayrı bir şikayet konusudur.
Böyle küçük hesaplarla kandırılan,mağdur edilen sevgili Türk halkı.Etrafta çok fazla uyanık var.Hakkınızı yedirmeyin.
Mutlu Pazarlar.
Hiç sözlerle konuşmadılar çünkü dinleyicilerle iletişim kurmak için sadece müzik vardı ve iliklerimize dek işledi o melodiler.Biletler bitmeseydi aynı konseri bir kez daha ertesi gün izleyebilirdim.O kadar içime işledi müzik.
Çıkışta tatsız bir olayla karşılaştık.CRR nin 2 aylık bülteninin son sayfasında İnter Kat otopark'ın konser izleyicilerine sabit ücretin 8TL olduğu yazıyordu.Otoparka gittiğimizde konserden çıkan insanların oluşturduğu uzun bir kuyruk vardı.O yazıyı okumayan izleyiciler kaldıkları saatin ücretini ödüyorlardı,gişedeki görevli hiç kimseye bunu hatırlatmadı.Hatırlatmasına bile gerek yok zaten.Bir çoğunun ellerinde biletleri vardı ve burada yapılabilecek ufak bir hatırlatma bir iyi niyet göstergesi olacaktı.Ama bu yapılmadı. Üstüne üstlük bizden kaldığımız sürenin ücreti alındı.Bir yanlışlık olabilir belki bu otopark değildir diyerek istenen ücreti verdik.Bu arada görevliye "biz CRR de konserden çıktık,indirimli otopark neresi burası değil miydi?" diye sorunca sanki Sırpça konuşuyormuşuz gibi bizi anlamazdan geldi ve sinirlenerek elimize otopark makbuzunu sıkıştırdı. Tekrar aylık ajandaya baktık ve indirimli otoparkın bu olduğunu görünce gişe görevlisine gidip "neden 8TL almanız gerekirken,bizden ve diğer insanlardan fazla para alıyorsunuz? diye sordum. Tersleyerek "ben nereden bileyim konsere gittiğinizi"diye laf kalabalığı yaparak bir de bizi yalancı durumuna düşürmeye çalıştı.Bütün bunları yaptığı yetmiyormuş gibi elimden konser biletimi de aldı ve bu bilet burada kalıyor dedi.Ömrümde böyle bir uygulama görmedim ben.Zaten muhtemelen o an paniklediği için bilete el koyma gereği duydu ki bu da ayrı bir şikayet konusudur.
Böyle küçük hesaplarla kandırılan,mağdur edilen sevgili Türk halkı.Etrafta çok fazla uyanık var.Hakkınızı yedirmeyin.
Mutlu Pazarlar.
21 Şubat 2012 Salı
Jan Garbarek Group Konseri

Sabah uyku sersemi yatağımdan çıkmadan şöyle bir güncel haberlere bakarken Jan Garbarek ve Trilok Gurtu gibi iki muhteşem caz ustasının konserinin bu cuma ve cumartesi olduğunu gördüm.Kaçırırsam çok üzüleceğim bu konseri son anda yakalamanın mutluluğu ile hemen biletimi aldım.Cumartesi günü çok dolu olduğu için yan yana koltuk bulmanız çok zor Cuma günü için zar zor yer buldum.Ekip şu şekilde.
Jan Garbarek: Saksafon
Rainer Brüninghaus: Piyano
Yuri Daniel: Bas
Trilok Gurtu: Perküsyon
Bu muhteşem konseri kaçırmak istemiyorsanız elinizi çabuk tutmanızı öneririm.Bu cuma caza doğmak için muhteşem bir cuma.
12 Şubat 2012 Pazar
canon efs 18-200 mm lens

Ben bu lensi şimdilik lenslerin ferrarisi ilan ediyorum ve şöyle diyorum.
Bütün tatların,kokuların ve renklerin buluştuğu ve birbirine karıştığı bir tabak hayal edin.Tatları kokuları bozulmadan dilediğiniz zaman yiyebiliyorsunuz.Canon 18-200 mm lense sahip olmak böyle bir şey.Her anı dilediğim gibi renklerini kaçırmadan ve çok yakından yakalayabiliyorum.Malesef internette hakkında fazla bilgi yok ama umarım bu dediklerim size bir fikir verir.
bir kere 11x optik zum yeteneğine sahip yani tele-foto lens dolayısıyla çok sayıda lensi içinde barındırıyor yani farklı lensleri bir arada taşıma zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.EF-S 18-200 mm f/3.5 - 5.6 IS objektif yeni EOS 50D, EOS 1000D, EOS 450D ve daha önceki modeller gibi EF-S lens yuvasına sahip olan EOS serisi fotoğraf makineleri ile birlikte kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış. Canon EF-S 18-200 mm f/3.5 - 5.6 IS objektif 12 grup halinde 18 elemandan oluşan bir yapıya sahip. Bu yapı içerisinde, renk sapmalarını minimum seviyeye indiren ve tüm zum mesafelerinde köşe kısımlara kadar zengin ve keskin detayları garantileyen UD ve asferik lens elemanları da bulunuyor.otomatik odaklanma ve görüntü sabitleyici özelliği var.Geniş açı bir telefoto lens oluşu sayesinde çekmek istediğiniz ve uzakta olan nesneleri tıpkı bir dürbün gibi yaklaştırıp net bir görüntü elde edebiliyorsunuz. Lens alırken f değeri sabit ve düşük olması elbetteki görüntü kalitesi hakkında size ipucu verecektir.Mutlaka lens koruyucu almanızı öneriyorum.Tiffen in lens koruyucularından oldukça memnunum bir de lens parasoleyi almayı düşünüyorum çünkü biliyorsunuz lensler çok hassas ve direk güneş ışığından korumamız lazım. Tabi görüntü netliği de cabası.
Elbette bu lensle 50mm lens gibi kısık diyaframla hızlı görüntüleri bile net çok net yakalamanız mümkün değil ama bazen yakalamak istediğiniz kareden olan uzaklığınız fotoğrafınızı amacından saptırabilir bu yüzden bence 18-200 mm gibi zoom özellikli bir lens ile detayları daha hızlı ve net yakalayabilirsiniz.Hala iç mekanlarda özellikle -karanlık yerlerde- zoom suz ama net fotograflar çekmek için 50mm bir lens almayı düşünüyorum. Canon 50mm lens fiyatları 300 TL civarında oldukça ekonomik ve az yer kaplıyor.18-200mm lenslerin fiyatı ise 1600-1700 tl civarında.
mutlu pazarlar
31 Ocak 2012 Salı
Bedazzled in London

istanbul kara teslimken ben burada bir haftadir Londra'da az gunesli,neredeyse yagmursuz ama cok soguk gunler yasiyorum.Sesler,insanlar ve kokular Avrupa sehrinde oldugumu hissettirirken arada sokakta gordugum tilkiler beni sasirtiyor.Kedisiz ve kopeksiz kent Londra...3,5 sene sonra tekrardan Soho'da vintage dukkanlar geziyor,Camden Town da cilgin punk ve gotik ruhunu hissediyor'Portobello pazarini butun detaylarinla inceliyor ve cin mahallesinde daha once hic yemedigim cin yemeklerini yiyorum.Bu arada bu aralar Chinese New Year kutlaniyor.Tiklim tiklim sokaklarda spirituel dragon danslari yapiliyor ve gonglar tum gucuyle dragonu korkutmak icin caliniyor...
Yeraltinda yasayan sehir Londra'da surekli metroyu kullaniyorum.Metronun gelisinin kuvvetli ruzgari yuzume carparken bir ses duyuyorum ardima bakiyorum yasli bir zenci elindeki piyanosunda Mad World'u caliyor.Hayatin tatli anlarindan birini yasiyorum.Bermondsey'den Bayswater'a giderken bu yolculugumun sarkisi olarak belirledigim Bedazzled'i dinliyorum.Seyahat gunlugume notlar aliyorum."Tekilim...Tekil olmak her zaman hissettigim bir sey benim icin...Ozellikle birinin yanindayken hissettigim tekillik...Tam bir kandirmaca yumagi "bir" olmak..."
Ve burada yaptigim en guzel seylerden biri Brixton Academy'de yakaladigim Explosions in The Sky konseriydi.
Bu konser icin tek bir kelime yetiyor.OLAGANUSTU.Artik "The Only Moment We were Alone" u dinlerken aklima Brixton Academy'nin muhtesem konser alani ve Ingilizlerin konserlerde ne kadar edepli oldugu gelecek.Konser saatleri sinema saatleri kadar dakik.En iyi gruplar bile tam zamaninda cikiyor ve zamaninda bitiyor.Bis yapmalari yasak.Yani konser bitti demek gercekten bitti demek ve konser esnasinda veya bitince hic bir hengame yasanmiyor.

Bu sabah yagmur kendini gosterdi.Kisa bir sure sonra Istanbuluma donecegim.Daha cok sey var yazacak.
Karla beraber kalbinizin de temizlenmesini diliyorum ve sizi Londra soundtrackimin en onemli sarkisiyla basbasa birakiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
