4 Şubat 2017 Cumartesi

15 Ocak 2017 Pazar

canavar ünlülerim müzesinden notlar

Piyano tuşlarına ilk basışımdı. İnsanın kendini beceriksiz hissetmesi için bir kaç düzine siyah ve beyaz tuşun yeteceğini hiç düşünmemiştim. Pencereden bakıyordum. Oda sıcaklığı giderek düşüyordu. "Şimdi çalmaya devam et. Aynen sana gösterdiğim gibi" dedi ve gitti. Aynen gösterdiği gibi yapıyordum. Parmaklarım yetmiyordu. her seferinde yeni baştan başlıyordum ama yine olmuyor yine olmuyordu. IAMX "KINGDOM OF WELCOME ADDICTION" Bir süre sonra yanıma geldi. Elindeki tepside kocaman bir kase,kasenin içinde yeşil bir çorba vardı. bezelye çorbası.parmaklarım yavaş yavaş açılıyordu. bir yandan bezelye çorbasını kaşık kaşık içiriyordu bana. -İçirdiği her şey kana dönüşüp yüreğimin damarlarından çıkmak için çabalayacaktı sonra ama ben bilmiyordum.- O gece kar yağmış mıydı? Yağmadıysa da çok soğuktu. Kingdom of Welcome Addiction. Yine şifreli bir adagio. Şifrelerle arası çok iyiydi ve ben kilitleri açarken hep zorlanırdım. şimdi ise bedenim küçücük. Masanın yanındayım.41 gün okula gitmemişim çünkü onun ağzının kokusu midemi bulandırıyordu. İskelet parmakları ile bana dokunacağını düşünmek bile karnımın ağrısını artırıyordu. "Okuyeceksin" diyor. "Okuyacaksın" demen gerekmiyor mu acaba diye düşünmüş müyümdür? kim bilir ? 41 gün boyunca babamla okumaya başlamıştım oysaki. Babam kelimelerin altını ikişer ikişer çizmişti, her gün okumuştuk. Şimdi öç alma zamanıydı. Nefesimi tutmaya çalışarak okumaya başladım. Ağzımı her açtığımda onun açık mide kapakçığının yaptığı salınım -bu annemin ağız kokusu teorisiydi,gerçeği hiç bilemeyecektik- içime doluyordu. Kırmızı kurdeleyi alana kadar dayanacaktım. Okuma bitti. titriyordum. iskelet parmaklar yakama uzandı. güzel bir şeyler söyledi o an belki. ben sadece kalın dudağının kenarındaki dev bene bakıyordum. o konuşurken beni dalgalanıyordu, dans ediyordu sanki -kalbimi öfkeyle dolduran o ben- yakama kırmızı bir kurdele iliştirdi. Sanki o kurdele yakama takılmıyor bir çekiçle vurularak çakılıyordu. Bu seremoninin hızla bitmesini bekleyip bir roket atar hızıyla ahşap sırama geri döndüm. göz ucuyla kurdeleye baktım. iskelet parmaklar sanki hala üstündeydi. bir diğeri ise ağzı baca biçimli bir canavardı. sigara dumanları içinde yaşıyordu, nadiren kahve dumanıyla karışıp atmosfere salınıyordu. Yüzünde ay kraterlerini andıran delikleri 1 numara fondötenle dolduruyordu. Sarı saçları cips yedikten sonra elimde kalan yağ gibi bir şeyle kaplıydı. Saç tellerinin delikleri de büyüktü. Tutunamayan teller dökülüyordu. omzunda, kıçında ve tuhaf yürüyüşünde hep bir saç teli asılıydı. -o saç telleri konuşamazdı ancak çığlık atardı bence- beni bir başkasının odasına çekti. Akşam üstü güneşinin odadaki tozların sansürünü yapacak hali yoktu. Sinsi ve süslü ön cümlelerin ardından ağzındaki bıçaklı baklayı çıkardı. -Arkamdan konuşuyormuşsun dedi. -Ya öyle mi? -evet. 3 ayrı kişiden duydum. -Bunu söyleyen sesler nerede o zaman? -Bunu söyleyemem. -Neden? -Söz verdim. -Ve şimdi o üç hayaletin sesleri için kendimi savunmamı mı bekliyorsunuz? -sen ne burcusun? -aslan. siz? -akrep.sokarım. -ben de gururum için yaşarım.söyleyecekleriniz bittiyse çıkıyorum. -dur bekle, senin köleler üstünde olumlu bir etkin olduğunu düşünüyorum. benimle işbirliği yapmalısın. -arkanızdan konuşan biriyle işbirliği yapmak burcunuzun bir başka özelliği mi? -çok cesursun. -gidiyorum.hayaletlere selam söyleyin. odada uçuşan tozları bir mıknatıs gibi çeken yağlı saçlarına son kez baktım. burada daha fazla kalamazdım. önce kendime ait bir odam olmalıydı. sonra da beni oradan çıkaracak ilahi bir kurgu. ve öyle de oldu.

20 Aralık 2016 Salı

iti

çok karanlıktı. yola çıkmam gerekiyordu. sokak, merdivenler ve sokak köpeklerinin kuyrukları buz tutmuştu. elimdeki cam şişenin içindeki sıcak ve kireçli şehir suyu gibi sararmıştı birçok insanın kalbi.buna emindim.işin kötüsü yine hiçbir şey olmamış oyununu oynayacaktık tam 28 dakika sonra. kontağı çevirdim. camlardaki ince buzu,şişenin içindeki o sıcak ve kireçli şehir suyu ile eritmeye çalışırken içimde hiç erimeyen bir tuhaf sevinç vardı. kış sabahlarını herkesten önce karşılamanın o saçmasapan keyfi. elimde kalan son keyiflerden birisi. 17 dakikayı en iyi geçirmenin o aceleci tutkusu. en seçilmemişinden bir albüm. montu çıkarmam lazım. emniyet kemerini takmam lazım.nemlenmiş eldivenlerimi ısıtmak için çıkarmam gerekiyor. çukura giriyorum. tek kolumda kalan montu bırakıp iki elimle direksiyonu tutmalıyım. yine çok dikkatsizim. gözüme gözüme yakılan selektörler retinamı acıtıyor. göz doktoru randevusu alma gerekliliğimi hatırlıyorum yine. öteleyerek iteleyerek yine tutamayacağım sözler veriyorum kendime. çantamı açıyorum yine elektronik sigaramı bulamıyorum. çantamdan arabaya yayılan b vitamini kokusu. hastane odalarında altına çiş yapan hastaların kokusuna çok benzeyen bir koku yayılıyor içeri. sahi bu içerisi kaç metrekare olabilir? 2 veya 2.5 ?Bulunduğu odanın metrekare hesabını birkaç bakışla ölçebilen B.geliyor aklıma. Böyle şeyleri hep takdir ediyorum. The Shins. Çok fazla albümünü kaydetmişim. Yine Shins. uyuklayan insanların arabalarını hırsla kullanmalarını izliyorum 3,5 dakika kilitlenen yolda. Sonra sağa kıvrılan o yol. sadece bir trafik ışığı kaldı şimdi. doğduğum evin sokağının paralelinden geçiyorum. yine piyangoyu kazanma hayali doluyor içime. doğduğum evi satın alma hayalimden bahsettim mi? evet. doğduğum evi satın almak istiyorum. tak diye. parasını veriyorum. para başkasının oluyor ve doğduğum ev yine benim oluyor. bugün B. piyango ona çıkarsa bana doğduğum evi almak istediğini söyledi. tatlı bir düştü. inanmadım. kimse kimseye doğduğu evi hediye etmez sevgili B. kafamı kaldırıp karanlık göğe bakmak istiyorum. dönen yıldızlar var mı acaba? GOOD MORNING GOOD MORNING.Açık radyo'nun sabahlık isimli programının cıngılı. Amerika Vietnamı bombalarken bu şarkı çalıyordu belki. 17. dakika bitti. yine uzak bir yere park ediyorum. kıçıma şalı sarıyorum. kafama yün şapkamı takıyorum. beceriksiz bir şekilde birbirine dolanan kulaklığımı açarken mutlaka yere bir şey düşüyor. kulaklık bazen çalışmıyor. hangi sokaktan gitsem diye düşünüp yine aynı sokaktan yürüyorum.simitçiye selam veriyorum. günaydın hocam diyor. ondan simit almadığım halde neden her sabah günaydın dediğimi düşündüğünü hissediyorum hep. kırk yılda bir simit alırsam bütün o simit almadan günaydın deyişlerimi ödeyeceğimi düşünüyorum. kıçımdaki şalı çıkarıyorum. yakışıksız. içeri giriyorum. bir anda yüzüm ve kıçım ısınıyor. kaloriferlerin yakınından geçiyorum. odaya giriyorum. önce hafif sol sonra keskin bir sağa seğirme yaşıyorum. günaydın diyorum. vantrilog gibi. sadece ben duyuyorum.B. masamdaki eşyalarını topluyor nazikçe özür dileyerek. önemli değil diyorum. önemli değil çünkü. bir başka B. alnının ortasında çıkan sivilcesini fondötenle kapatıyor. yerimi bilmeden masanın anlamsız bir açısına sessizce oturuyorum. tekrar kalkıyorum. E. çay demlemiş.Çay alıyorum.Bir anlamsız oturuş daha. Çantamdan bir gece önce hazırladığım sandviçimi çıkarıyorum. yarım yamalak yiyor yarım yamalak sohbetlere katılıyor sonra sıkılıp yine kulaklıklarımı takıyorum.-yine düğüm olmuş 5 dakika içinde- ne dinlediğimi bilmeden bilgisayarı açıyorum. bugün ne öğrenmek istiyorum? Türkiye'nin yakın tarihi.Dikkat odağım yaralı.Bambaşka bir şey yaparken buluyorum kendimi. bir çay daha. İstikarla yaptığım tek şey birinci çayı bitirip ikincisini almak için seğirtmek. 32.dakika bitmiş bile.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Canımın bir yarısı

Bir koca yaz geçti de şimdi vardım aç karnına içilen simsiyah kahvenin güzel tadına ve kokusuna. Ne göz yaşları, ne deniz tuzları ne iç organları bile acıtacak kadar güçlü kahkahalar geçti üstümden...Şimdi bu tatlı siyah kahve ve serinlemeye başlayan sokaklar beni çılgın bir mutluluğa iterken her zamanki gibi "yazılacak ne çok şey var" diyerek oturdum kimseciklerin olmadığı ahşap kokulu odamda... Sevgili E. Güzel,beyaz ve ince parmağına taktığın o pırıltılı yüzük bir ömür boyu mutlu etsin sizleri. Sen benim nasıl da canımsın bir bilsen.Canımdan öte. ilk evimi, anamın rahmini paylaştığım iki candan biri, kalbimin büyük yarısı... Hani neredesiniz kelimeler? Daha da anlatmak isterken yine düğümlendiniz. Bu sefer keyiften. Bu sefer mutluluktan. Olsun. Mutluyken saklanan kelimeler daha büyük mutlulukların çeyizidir ne de olsa...

29 Mayıs 2016 Pazar

24 Ocak 2016 Pazar

kara devam

pes eden kapıdan çıksın.

22 Ocak 2016 Cuma

karlar yağdırdın yatağıma

karlar yağdırdın yatağıma... oda sıcaklığı kaç dereceydi kim bilir. beden ısım yükselirken odamın ısısı düşüyordu giderek. Yanıma yatmadığında, karlar yağdırdın yatağıma. Uyandığımda yanaklarım soğuk göz yaşlarımla üşümüştü. Burnumu çekiyordum, gecenin hayaletleri soluğumu karlarla doldurmuştu.Nefes almak ne kadar zordu. Dışarı çık biraz nefes al dedi. Çıkamadım. Ama mecburdum. Bir martı gibi süzüldüm karlı sokaklarda, henüz uyanmamış evlerin kapalı perdelerine bakarak...Hepiniz uyurken ben göğsümden atamadığım bir tomar karla, bu sokaklarda, kalp yaralarım daha da şişmesin diye...Yavaş yavaş ölüyorum... tasavvur ettiğim ağacın köküyle hiç olmadığım kadar uzun bir ağaca dönüştüğümde, bu küçücük evrene sığdırmaya çalıştığım kelimeler bedenime sarılan her canlının içine bir ruh gibi girecek.Kar tükenmeden yağıyor ve ben yine söylüyorum: "herkes birbirinin ruhundan soluyor"